“Dramatik aralara ihtiyacım var” “I need dramatic breaks”

Fotoğrafçılığa Paris temelli Ungaro ve Chloe gibi moda evlerinin reklam kampanyarına çekerek başladınız. Sizce kariyerinizin başlangıç noktası mıydı?
Kesinlikle öyleydi. Yves Klein’da sanat restaratörü olarak çalışırken Karl Lagerfeld onun için Chloe kampanyasını çekmem için teklifte bulundu. Çok şaşırmıştım; o ana kadar kendimiprofesyonel fotoğrafçı olarak addeditmiyordum. Her şeyi başlatan Karl oldu.

Bir seferinde “her zaman sınırlarda yaşamam gerek. Eğer risk duygum kalmazsa hemen yoluma devam ederim. Büyük ihtimalle büyükbabamdan bana geçen bir şey” demişsiniz. Fotoğrafçı olarak ve de yaşam tarzı olarak bu durum vizyonunuzu nasıl etkiliyor?
Büyükbabam 30’larda “Swissair” uçaklarını yapan adam. İmkansız bile olsa her şeyi sonuna kadar denemeyi öğrendim. İlk uçak motorlarını yaptığında 70 yıl sonra her gün milyonlarca insanın o motorlarla uçacağı kimin aklına gelirdi?

Kariyerinizde Vogue’un yeri nedir? Vogue için kariyerinizin çizgisini dratik bir şekilde değiştirdi mi dersiniz?
Benim için değil. En yakın arkadaşım her zaman ve hala Vouge İtalya’nın yayın yönetmeni Franca Sozzani olmuştur. Büyüşk değişiklik değil de bu yakınlıktan doğan harika fotoğraflar oldu diyelim. Neleri yapabileceğimi biliyordu ve çektiğim portereler ve moda çekimleri için doğru fotoğrafçı olduğumu da.

Sadece moda fotoğrafları değil, Julian Schnabel gibi sayısız ünlüyü de çektiniz. Bu insanlarla çalışırken ne gibi tecrübeler edindiniz veya bir şekilde özel bulduklarınız kimlerdi bizimle paylaşır mısınız?
Ünlü olsun olmasın, özel iletişim kurabildiğim herkesle daha iyi çalışırım. İşlerini pek de beğenmediğim insanların protrelerini genellikle çekmem. Sylvester Stallone böyle bir örnekti. Onun Rambo tiplemeleri bana göre işler değildi. Bu nedenle ne zaman fotoğrafını çememi istediyse de geri çevirdim. Bir gün Paris’te Ritz’de kalırken kapımı çaldı ve “işte burdayım, fotoğrafımı çekecek misin, çemeyecek misin” dedi. Elbette içeri devat ettim ve o an onu refüze edemedim. Masamda içinde müthiş güller olan bir vazo duruyordu. Üstündeki kazağını zıkarıp yatağıma uzanmasını söyledim. Gülleri alıp gözünün üstüne koyup öylece çektim. 30 dakikada işimiz bitti ve o portreler sayısız sergide gösterilen en meşhur portrelerimden biri oldu.

Pek çok ünlü moda ve kozmetik markasıyla iş birliği yaptınız. Bu markalarla çalışmak hiç artistik özgürlüğünüzü kısıtladı mı? Hiç özveride bulunduğunuz oldu mu yoksa vizyonunuz kısıtlanmadı mı?
Elbette çok net bir durum var: Bir kadını spesifik bir ürünün elçisi yapmak için onu olabicek en güzel şekilde göstermeniz gerek. Ürünün kendisini çekmediğim sürece benim için portre çekmekle eşdeğer.

Bu noktada Uma Thurman ile yaptığımız Lancome çekimini hatırladım. Havanın güzel olması umuduyla Fransa’nın güneyinde çekecektik. Ancak hava gri ve fırtınalıydı. Uma donuyordu, tüyleri ürperiyordu. Yüzü her zaman olduğu gibi mükemmeldi. Sonunda retouch ve fotoşop artistleri tek tek bütün tüylerini yokettiler, pembe tonlarda muhteşem bir gökyüzü çizdiler. Bu prasedür daha sonra Zürih Tasarım Müzesi’nde dev bir salonda, en ince ayrıntısına kadar 50 büyük boyutlu fotoğrafla birlikte sergilendi. Sergideki amaç ziyaretçilere moda ve güzellik çekimlerinin perde arkasını göstermekti.

Irak, Afganistan, Bosna gibi savaş bölgelerinde röportaj fotoğrafları çektiniz. Bu projelerde çalışmanızın sebebi neydi? Deneyimlerinizi nasıl tarif edersiniz? Hayata bakışınızı ne yönde etkiledi?
Çoğunlukla şunu söyledim ve de hala söylüyorum: 12 ay boyunca Hollywood ve Paris’in parıltılı dünyasında yaşayamam. Aralara, dramatik aralara ihtiyacım var. Bu yüzden “tatildeyken” bütün bir yıl yaptığım gibi, gidip 5 yıldızlı bir otelde dinlenemem. Bunun yerine hiç lüksün olmadığı, hayatı milyonlarca insanın yaşadığı gerçek hayatı görüp, çekerim.

İstanbul’da sergi açma fikri nereden çıktı? Türk izleyicisine işleriniz etkiledi mi dersiniz?
Çalıştığım sanat firması işlerimi dünyanın her yerindeki müzelerden iyi fotoğraf galerilerine taşıyor. Bu nedenle kütürel ve güncel sanatlarla ilgili cazip bir nokta olan İstanbul’un da gündeme gelmesi mantıklıydı. Elipsis Galeri ile mükemmel bir partner bulduğumuzdan eminim.

Serginin ismi “kadınlar”dı ve moda ve sanat dünyasının VIP’lerinin portrelerinden oluşuyordu. Her biri ikonik isimlerle yapılmış ikonik karelerdi. Bu çekimlerin bazılarının hikayelerini anlatabilir misiniz?
Size Japon geyşa Aiko T.’nin hikayesini anlatayım. Ünlü yönetmen Akiro Kurosawa’yi çekmek için Japonya’ya gittiğimde onu tanımıyordum. Onunla birbirimizi hemen anladık, ruhlarımızı yakaladık. Harikulade bir gün geçirdik birlikte ve ben harika fotoğraflarını çektim. Günün sonunda bana şunu söyledi: “Yarın en küçük kameranı getir, ben de sana bir şey getireceğim” dedi. Ve onu getirdi, Aiko’yu. İnanılmaz bir kadın… Bütün bir gün benimleydi, soyundu ve benim için HER ŞEYİ yaptı. Küçük Leica’mla yüzlerce fotoğrafını çektim. İleride, çoktan tükenmiş olan, sadece onun ismini taşıyan bir kitap Steidl Art Books tarafından basıldı.

Sosyal sorumluluk projelerine de ilginiz büyük. Neden diye sorabilir miyim?
Su sorunu gibi sorunları olan savaş ülkelerine gittiğimde, yanımda haliyle makinem de doluyor ve her şeyi çekiyorum. Kızıl Haç’ın belgesel seyehatlerine katıldığım zaman onlara fotoğraflarımı sunuyorum. Onlarla Kızıl Haç yararına fotoğraf sergileri, kitaplar, açık artırmalar yapıyoruz.

Bütün zamanların en iyi fotoğrafçılarından biri olarak sizi ayıran özellik nedir? Fotoğrafçılıkta nasıl bir fark yarattığınızı düşünüyorsunuz?
Bu soruyu ben yanıtlayamam. İşimi elimden geldiğince iyi yapmak için uğraşıyorum.

En son neden esinlendiniz?
Tek esin kaynağım genç karım Ayako. Üç yıldır gece gündüz benimle beraber. Onunla tanıştığımdan beri yeni yüzyılın başında bir ara kaybettiğimi düşündüğüm yaratıcılığım yüzde yüz geri geldi.You have first started shooting for advertisement campaigns:  for the Paris-based fashion houses of Ungaro and Chloé. Would you consider these assignments as a starting point to your career?
It definitely was. It was Karl Lagerfeld who met when I was working with Yves Klein (as an art restorer at that time) and he suggested that I shoot the Chloe campagn for him. I was totally surprised, did never think of myself as a professional photographer till that moment. It was Karl who initiated it all.

You once said “I always have to live on the edge- If I no longer have a sense of risk, I immediately move on. I probably inherited that from my grandfather.” How did this trait contributed to your vision as a photographer as well as life style?
My grandfather was a Swiss aviatic pioneer, he built the first planes for then very young Swiss Airline “Swissair”. This was in the thirtees. From him I learned that you have to try everything, even the impossible. Who thought at the time when he started constructing flight engines that 70 years leater every day millions of people would fly through the air?

How is Vogue different for you in terms of your career? Has shooting for Vogue dramatically changed the course of your career?
Not for me. My closest friend always was and still is Franca Sozzani, editor-in-chief of Vogue Italia. No dramatic changes there, just a very close friendship that led to marvellous photographic results. She know what I am able to do and trusts me those portraits and fashion shootings she is convienced I am the right photograph to realize them.

You have not only shot fashion photographs but you also shot numerous celebrities from the world of art like Julian Schnabel and many more….. Would you share with us the experience of working with these names and if any of these have been special in any way?
I work well with people – whether they are celebs or not – with whom I can establish a personal realtionship. People who’s work I do not particularly appreciate I usually don’t accept for a portrait shooting. This was the case with Sylvester Stallone. His type of Rambo movies are not exactly my cup of tea, therefore when asked several times in LA to photograph him I refused.
One day, when in Paris, Sylvester knocked at my hotel door in the Ritz and said: Here I am, will you do the photo shoot now? Of course I could not refuse and asked him in. On my table was a vase with beautiful roses. I told him to take off his shirt and lie on my bed. Then I put the roses on his eyes and photographed him like that. It was done in 30 minutes and became one of my most famous portraits, shown in numerous exhibitions.

You have collaborated with famous fashion and cosmetic brands. Has working for these brands in any way limited your artistic freedom? Did you make any sacrifices or were you free in terms of activating your vision?
Of course you have a clear order: to show a woman as beautiful as you can in order to make her an ambassador for a specific product. But since I do not shoot the product itself it’s just another portrait photograph for me.
I here especially remember the Lâncome shooting with Uma Thurman. We did it in the South of France, had hoped for great weather. But it was all grey and storming, Uma was freezing, every hair on her naked arms stood up! But her face was beautiful as ever of course. In the end the retouchers and photoshop artists removed every hair on her arms and painted a wounderful sky in rose colors….This procedure actually was later on testified in detail in the Zurich Museum of Design, occupying a whole large room with some 50 large size photographs, for a museum exhibition that wanted to let the visitors look behind the scene of fashion and beauty photography.

You have done photo reportage in war zones and troubled areas like Iraq, Afghanistan and Bosnia. What was your point of departure in working for these projects? How would you comment on these experiences? How has they shaped your perspective of life in general and all sorts of human experince?
As I often said and still say: I cannot live for 12 monts a year in the glitter and glamour world of Hollywood and Paris. I need breaks, dramatic breaks. Therefore, in my “holidays”, I do not relax in the same type of 5-star-hotel where I live all year around but I move instead to countries and places where there is no luxury at all, where I can see and photograph the life as it is the real life for hundreds of millions of people.

How did the idea of setting an exhibition in Turkey came about? Do you feel your works has appealed to the Turkish audience?
The art company that is dealing with my body of work is constantly expanding, showing my photographs in museum exhibitions around the world and in good photo galleries as well.Therefore it was logic that Istanbul came up in our discussions, being such an important hot spot for culture and contemporary art. I believe that we with Elipsis gallery have found the perfect partner.

The name of the exhibition is “Women” and it portrays the VİPS of fashion and art worlds. All of them are iconic names and iconic shots. Can you just to illustrate tell the story of some of these shots?
I tell you the story of Aiko T. :the japanese geisha. I did not know her, was in Japan to photograph Akiro Kurosawa, the famous film director. We immediately understood each other, some kind of soul relationship. We spend a whole wonderful day together, I did some great shoots of him. At the end of the day he said: Bring your smallest camera tomorrow, I shall bring you something too.
And then he brought her, Aiko….An incredible woman… For a whole day she was there with me, stripped and did just EVERYTHING for me. With my small Leica I shot hundreds of photographs. Later on a famous book, long sold out, was made by Steidl art books, with just her name “Aiko T.”

You are very much into socially responsible  projects – can you explain your interest in those?
When I travel war zones, countries with no water etc. I of course have my camera with me and I testimony what I see. Since many of my documentary trips where organized in close collaboration with the International Comitee of the Red Cross it’s only logical that I offer them my photo material. Like that we made photo exhibitions, photo books and also photo auctions for the benefit of the Red Cross cause.

What do you think is your strongest quality as a photographer? You are still one of the most sought after photographers of all times? What kind of a difference you believe you have brought to this dicipline?
I cannot answer that questions. I just do my job best I can.

Current sources of inspiration?
My one and only inspiration is my young wife Ayako. She is with me day and night since three years now and since I have met her my creativity that I had missed for some time at the beginning of this century is more than 100 % back.

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com