“Kendime meydan okudum!”

dervis_zaim

Derviş Zaim, 1963’te Kıbrıs’ta yaşananlara odaklandığı yeni filmi Gölgeler ve Suretler’in Türkiye galasını yaptığı 47. Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nde sorularımızı cevapladı.

Derviş Zaim, geleneği çağdaş sanat olan sinemayla buluşturmaktaki kararlı ve başarılı tavrını sürdürüyor. “Cenneti Beklerken” ve “Nokta”dan sonra bu kez “Gölgeler ve Suretler”le bir kez daha cesur bir hamle atıyor; hem içerik hem biçimde…

Onunki yalnızca entelektüel değil aynı zamanda vicdanî bir çaba. Belli bir alana mahkum edilmeye çalışılan, belli zamanlarda göstermelik hatırlanan sanatları, modern zamanların sanatı sinemayla -eski tabirle- meczediyor.

Yaşadığı coğrafyanın kültürünün hamurunda olduğunun bilinciyle yeni malzemelerin üstüne yapıştırmayıp ortaklaşa karıyor.

Cenneti Beklerken’de minyatürün, zaman ve mekânı aynı sahnede birleştirmesinden yola çıkmıştı. Nokta’da hattın kesintisizliğini, Tuz Gölü ve bulutlarla birleşen sahnelere uyguladı. Gölgeler ve Suretler’se gölge oyununun- Karagöz Hacivat’ın- bizzat temelinden ilham alıyor ve perde içinde perdeler oluşturuyor.

Söyleşi: Elif Tunca

Aynı anlayışla yaptığınız önceki filmlerinizde tarih açısından daha geriye gitmiştiniz. Bu kez yakın geçmişte, 1963’tesiniz. Neden bunu tercih ettiniz?

Aslında bu konuyu daha önce de film yapmak istiyordum. Ama o zaman teknik olarak da başka sorunlar vardı. Sınırlar ancak 2003’te açıldı zaten. O tarihte fikir olarak gelişmeye başlayan proje de bu yıllar içinde ancak hayata geçebildi. Ayrıca ben de bu tarihin bir parçası olduğum için buna mesafeli yaklaşabilme adına benim için de zorlu bir süreçti. Bir bakıma ben kendime de meydan okudum aslında.

Film, gala gösterimi sonrasında da özellikle hem Türk hem Rum tarafında yaklaşımı, objektif tutumu dolayısıyla övgü aldı. Siz aslında meselenin bir tarafınız. Bu bakışı nasıl sağladınız?

Öncelikle bunun bir kurmaca olduğunu hatırlatmakta fayda var. Yani o tarihte Kıbrıs’ta neler yaşandı, bir bütün olarak manzara neydi; onu anlatma iddiasında değiliz. Zaten bir sinema filminin iddiası olamaz bu. Bilgi almak isteyenler kütüphanelere, arşivlere başvurabilir, ben de önerebilirim, ben de konuyla ilgili çok kitap karıştırdım bu süreçte. Sorunuza gelince; konu hakkında yardımcı olabileceğini düşündüğüm Türk, Yunan, Rum, tanıdığım isimlerle senaryoyu paylaştım. Onlardan fikirler, öneriler aldım. Her gelen öneriyi senarryoya dahil ettim anlamına gelmiyor tabii bu ama bir şekilde sağlamasını yapmaya çalıştım.

Kıbrıs’ta çekim yapmak 2-3 kat zordu dediniz galadan sonra. Nedir bu zorluklar?

Lojistik zorluklardan söz ediyorum. Yani her şeyden önce neticede başka ülkeye gidiyorsunuz, gümrükten geçiliyor. Finans konusunda farklılıklar var, kanunlar farklı vs. Yoksa sette zorlanmak gibi bir şeyden söz etmiyorum. Rum oyuncularımız da vardı ve asıl onlar için çok zordu, hepsine teşekkür ediyorum. Her gün sınır geçip geliyordu onlar, her gün pasaporta bir mühür…

Rum oyuncular için onların tarafında kamuoyu anlamında bir sorun oldu mu sizin filminizde oynamaları?

Bizim filmimizde oyanamaktan öte… Şöyle söyleyeyim; Popi Avraam, referandumda evet dediği için yıllardır oyunculuk yapamıyor orada…

Geleneksel sanatlardan istifade etmeyi bu filmde gölge oyunuyla sürdürüyorsunuz ve filmde gölge oyunu için “Aklı ve kalbi terbiye içindir” diye bir ifade kullanılıyor. Sinema da gölge oyununun çocuğu bir yerde. Bu sözü sinema için de kullanabilir miyiz?

Orada aynı zamanda Karagöz ve Hacivat’ın ağzından şu da sorulur: İnsanların gölgesi olmasaydı, görünmez olsalardı yine iyi olabilirler miydi?
Bu soruyla da beraber düşünülecek olursa evet, elbette sinema da aklı ve kalbi terbiye içindir. Yoksa sadece korkutmak, sadece güldürmek, vahşet göstermek için değil.

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com