“Gerçek bilgi, göstermediğiniz halde görünen şeydir”

tibet_sanliman

Reklamın yaratıcı ve kıdemli ismi Tibet Sanlıman beklenmedik bir manevra yapıp, Ogilvy Ajans Başkanlığı görevinden istifa etti ve çok geçmeden Vietnam adını verdiği kendi ajansını kurdu. Neymiş hikmeti, öğrenelim dedik.

İnsanlar neden “Apple” diye sormazlar ama niye Vietnam diye soruyorlardır eminim. En somut ve gerçek yanıtı burada alalım.

İtiraf etmeliyim ki isim hakkında sorulan en güzel soru bu. Aslında cevabıyla beraber de geldi diyelim. Sorunun samimiyetiyle cevap veriyorum o zaman. Yeni ajans kurma fikriyle meşgul olduğum günlerin psikolojisiyle birden ortaya çıkan bu ismi çok sevdim. Gürkan, “Abi Vietnam nasıl?” der demez bitti bu iş. Bana çok da keyif aldığım, yıllarımı verdiğim bir ajanstan istifa etme kararını verdirten merkeziyetçi ve sorgulamasız kararlar bütününe verdiğim tepkiydi kesinlikle. Çabuk sakinleştim neyse ki. Ama o günlerin psikolojisi bu ismi getirdiyse bu isim doğrudur ve samimidir. Sakinleşince değiştirmek olmaz. İlk günlerde telefonu açarken “İyi günler Vietnam” derken garip oluyordu. Biz alışınca herkes alıştı. Geçen gün Beyoğlu’nda ajansa yakın bir büfede kahvaltı ediyordum. Aynı anda ajanstan sipariş vermişler telefonla. Büfeci, çırağına “oğlum şu iki yengeni Vetnam’a götür” dediğinde kimse yadırgamadı. Ben de “karışık tosta neden ‘yengen’ demişler” diye düşünmüyorum artık.

Vietnam reklamda ne yapar, ne yapmaz?

Vietnam etkili reklam yapar. Kendine reklam yapmaz. Hızlı üretim yapar ama üretirken saate bakmaz (marifet de buradadır zaten). “İyi insanlarla” çalışır. Egoist insanlarla çalışmaz. Vietnam büyük ödül için reklam yapmaz, büyük reklam için ödül alır. Vietnam müşterisinin ihtiyacını anlamak için uğraşır, tartışır, çabalar. Sonrası su gibi gelir. İhtiyacı sorgulamaz. Vietnam, müşterisiyle, ve reklamın muhatablarıyla empati yapar. Özellikle reklamın muhatabı dedim. Çünkü “tüketici” demeyi sevmiyorum. Tüketmeyen seyretmesin mi yani?

Vietnam Türkiye’ye reklam yapar. Sadece İstanbul’a değil. Semih’in Hırvatistan’a 90 artı 4’te attığı gol için sevinen herkes Vietnam’ın muhatabıdır. Reklam duygusal bir iştir. Ve bu devirde bile insanların birbirlerine duygusal olarak dokunabilmesi sadece samimiyetle mümkün. Samimi olmassanız inandıramazsınız. Çünkü inanmazsınız. Bu nedenle olmadığımız kılıklara girmiyoruz. Bunun için de hem çok renkliyiz (bunu bizi görenler söylüyor) hem de çok mutluyuz (bunu da biz ekledik).

Vietnam’ın manifestosu nedir?

Manifestodan kastınız “mermer bir levhaya neyi kazırdınız?” ise eğer şunu söyleyebilirim: BİZİM İÇİN GOAL, DAHA ÇOK PARA KAZANMAK DEĞİL, DAHA İYİ İŞLER YAPMAKTIR” (sessizlik)

Kendinizi daha hür hissediyor musunuz? Yoksa böyle bir şey sektörde mümkün değil mi?

Böyle bir dünyada mümkün değil. Cep telefonunu kapatanı öldü sanıyorlar. Bu işi yapıyorsanız bunun kolektif bir iş olduğunu hep aklınızda tutmalısınız. Özgürlükten anladığınız bireysellik ise bırakın bu işi. Kıtadan kıtaya göç eden kuşlar ne kadar beraber ve ne kadar özgürse buna razı olmalısınız. “Yok abi ben şu tarafa gideceğim bu sefer” diyenler de olmuştur ama görülen resim o değildir.

Özgürlük bence insanın karakterine razı olup onu korumasıdır. Bu manada da hep özgür sayarım kendimi. Çok sevdiğim arkadaşım Gökhan Özgün bir gün şöyle tanımlamıştı bizim gibi insanları: Birleşik bağımsızlar! Aynen öyle işte.

Özgürlük paketinin içinden hırs ve ego bedava çıkıyor. Bunları da iyi ayarlamak/dengelemek lazım. Hırsın/egon yeteneğinden büyükse s..tın. Bu sektördeki yanılgı da bu zaten. Herkes kendi bilgisinin altını çiziyor, Gerçek bilgi, zaten göstermediğiniz halde görünen şeydir. E Google da yetişemiyor bazı yerlere yani.

En çok hangi ünlünün şöhretini kıskanırsınız? Neden?

Jamie Lee Oliver. Kendisinde hiçbir şeyi değiştirmeden, en sevdiği şeyi hep yaparak ve sadece mırıldanarak kendisini bütün dünyaya anlatabildiği için. Bir de “Herkes de beni tanımasın ve sevmesin kardeşim” demenin hafifliği şahaser bir şey. Bir de Steve Jobs tabii ki. Bir teknoloji markasını kültürel bir fenomene dönüştürmeyi büyük bir tevazuyla başardığı için.

Hangi iş için, bunu ben yapmalıydım dediniz?

Epuron için yapılan Mr. W reklamı. Üstüne başka bir şey yapmayı istetmeyecek kadar güzel çünkü.

Meslekte ‘bugün olsaydı yapmazdım’ dediğiniz bir şey var mı?

ANAP için bir kampanya yapmıştım yıllar önce. Güzeldi ama yanlıştı. Akılda kalıcı tek bir temaya yönelmeyip neredeyse tamamen tasarıma “focus” olmuştum. Mimariden çok dekorasyon yani. Keşke yapmasaydım. Zararım olmamıştır kesin. Ama faydam da olmadı. Faydasızlık da bizim meslekte en büyük zarar zaten.

Sektörle ilgili beklentileriniz neler?

Reklamveren/reklam ajansı eşleşmelerinin formatı değişecek/ değişmeli. Konkur tamamen yanlış bir tasarım. Kültürler eşleşmeli öncelikle. Konkurlar güzellik yarışmalarına benzemeye başladı. Bunu sakın sadece reklamcı tarafımdan söylediğimi sanmayın, reklamverene de yazık. Kura çekmek gibi bir şey haline geldi. Markanızı tanıyorsanız, markanıza yakın ajansı da tanırsınız.

 

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com