Reklam dünyasının çokyönlü kreatifleri

Reklam dünyasının yaratıcı çocukları; hayal kurmayı, herkesin gördüğüne farklı gözle bakmayı, her yeni fikirle heyecanlanmayı, her yeni fikirle kimlik değiştirmeyi seviyorlar. Hal böyle olunca, durup soluklanmak, yeni heyecan aramamak reklamcıların doğasına aykırı görünüyor. Onca hayali, onca kimliği bir arada yaşayan bu insanlar “her şeyi bir arada, aynı heyecanla yaşamayı seven tipler” aynı zamanda. Biraz da mesleki cüretkarlıktan kaynaklanıyor başka bir işe de el atma merakı. Bir koltukta tek bir karpuzla yetinemiyorlar. “Nasıl beceriyorsunuz karpuzları düşürmemeyi?” diye sorsanız, “Onu becerenlere sorun” diye topu diğer oyunculara atıyorlar. Bir kere hepsi, müziğin ya da sanatın etrafında toplanıyor. Çoğunluk buna DJ’lik, bazıları müzisyenlik, bazıları radyoculuk, bazıları da oyunculukla ya da ressamlıkla dahil oluyor.

Hazırlayan: Melike Tümer/Fotograflar: Stereopathetic


Alper Göker / ÜBER kreatİf dİREKTÖR
“MÜZİĞE OKLAVAYLA BAŞLADIM”
Alper Göker’in reklamcılık kariyeri 12 yıllık. Hande Arslan’la birlikte kurdukları Über’in yaratıcı yönetmeni. Hayatının diğer yarısında müzik var. Punk ve ska müzik yapıyor. Müziğe nasıl başladığını şöyle anlatıyor:
“Müziğe uzun, ince bir oklavayla başladım. Yeri geldiğinde gitar, yeri geldiğinde de mikrofon olarak kullandım onu. Sonra bir tenis raketim oldu. Babamın kravatı ile boynuma astım, gitar olarak çaldım. Daha sonra portakal kasasından bozma bir gitarım oldu. Onunla ufak ufak çalmaya çalıştım. Ortaöğretim hazırlık sınıfında da ilk elektro gitarımla müziğe resmi girişimi yapmış oldum.”

“ALT KOMŞUNUN ÜSTÜNDE ÇALIYORUM”
İlk olarak “$10 Regular” adlı müzik grubunu, daha sonra da “Şaşkınbakkal”ı kurmuş. Artık bu iki grup da hayatta değil. Şimdilerde Alper Göker, “alt komşunun üstünde, odasında” icra ediyor müziğini. Ama planları bu odanın ölçüsüyle sınırlı değil. Solo projesi üzerinde çalışıyor bugünlerde. Yine grup müziği… Adı, Moraki.  Ama bu defa çalanlar, profesyonel müzisyenler.
“Ben müziği yapıyorum, sözleri yazıyorum. Evde kaba bir kayıt yapıyorum, stüdyoda toparlıyoruz. Çalıyoruz, söylüyoruz, seviniyoruz.” Bu kadarla da kalmıyor, Moraki’nin ilk allbümünü çıkarmak için uğraşıyor.
“Müzik, müziktir” diyor, “Bir iş değildir. Müzik her zaman reklamdan büyüktür, güzeldir, içtendir, samimidir, mutluluktur…” İşi ise reklamcılık. Bu ikisini aynı hayata sığdırmak epey zor iş. Nasıl oluyor? “Ekstra mücadeleyle. Biraz daha az uyuyarak…”
Müzik, reklamcılığın ondan aldıklarını geri koyuyor Alper Göker için. Ha bir de, iş yaparken, fikir düşünürken iyi gidiyor, çok gaza getiriyor. Ya da ajansta birini çiğ çiğ yemek istediği zamanlarda sakinleştiriyor.

“YAPTIĞIMIZ ŞEY, EV KADINLARININ KUTU BOYAMASIYLA AYNI”
Sebebi her ne olursa olsun, reklamcıların reklam dışında bir şeyle ilgilenmelerini şart koşuyor Alper Göker. “Bu herkesin lehine olacaktır. Hem bu şekilde reklamcılar ruh sağlıklarını biraz daha koruyabilir hem de dünyanın en sıkıcı insanları olmaktan kurtulabilirler” diyor. Ama sebebini de biliyor aslında başka alanlara kaymalarının:
“İnsanlık dışı saatlerde çalışan reklamcılar haliyle ot gibi yaşıyor. Çoğu bir kurtuluş arayışına, başka kanallara kayıyor. Farmville oynayıp, bir gün Bozcaada’dan alacakları hayali tarlanın alıştırmalarını yapıyorlar. İçlerindeki çiftçiyi, organik hayatı yaşatmaya çalışıyorlar. Ama bunlar suni teneffüs gibi. Asla hayatlarını değiştirecek büyük zıplamayı, devrimi yapamıyorlar. Yapamıyoruz bir şekilde. Korkuyoruz herhalde. Ev kadınlarının kutu boyama kurslarına gitmesi ve hayatlarını değiştirme çabası gibi çaresiz bir durum benim gözümde.”

Erkut Terliksiz / publıcıs yorum art dİREKTÖR
Erkut Terliksiz de 12 yıllık reklamcı. Publicis Yorum’un senyör art direktörü.  Akbank “Kırmızı” reklamlarının yaratıcılarından. Reklamcı, ama aynı zamanda illüstratör ve ressam.

Bu işlere ne zaman başladığını o da tam olarak bilmiyor, “hep” diyor. Birkaç kere denemiş aralarından birini seçmeyi ama sonra ikisini birlikte yürütmeye karar vermiş, hayatının “ayrılmaz ikilisi” haline getirmiş onları.

İllüstrasyonu, gerektiğinde reklam çalışmaları için kullanıyor. Yoğun çalışma temposunda her gün resim yapmıyor, belki de yapamıyor. Daha sakin zamanları seçiyor resim yapmak için. Pazar günlerini atölyede geçirmek rahatlatıcı oluyor onun için. Ama “İşten çok yorgun gelip inadına yaptığım da oluyor” diyor.

Bugüne dek Avusturalya, İngiltere, İspanya ve Almanya’da birçok karma sergide yer aldı Erkut Terliksiz. 2005 yılında açtığı Kesişme I, x-ist’teki ilk sergisi oldu. 2007 yılında ilk kişisel sergisi Debut’u açtı. Terliksiz’in katıldığı yurt dışı fuarlar ve sergiler arasında artFair06 (Köln), Contemporary İstanbul 06, 07 ve 09, CIGE 2008 – China International Gallery Exposition (Pekin), 14. Avrupa Çağdaş Sanat Fuarı, (Strasbourg) ve 2010’da “Paylaştığınız için Teşekkürler” (Leipzig) adlı grup sergisi yer alıyor.

“Yeniden Buluşana Dek / Till We Meet Again” adlı yeni sergisini de 11 Kasım’da yine x-ist’te açıyor. Sergi, 11 Aralık’a kadar sürecek.

Kenan Ünsal/ALAMETİFARİKA KREATİF dİREKTÖR
13 yıllık reklamcı Kenan Ünsal. Alametifarika’nın kreatif direktörü. Yaklaşık sekiz yıl önce iki adet ikinci el Technics MK2 set alarak başlamış DJ’liğe. Toparladığı plakları evde kendi halinde dinleyerek keşfettiği bu yeni merak alanı, zamanla para kazandığı, ciddi vakit ayırdığı profesyonel bir iş haline dönüşmüş.
“11 yıldır farklı müzik festivalleri ile farklı artistlerin albümlerini, müzik kulübü grafikleri ve kimliklerini tasarlamak, müzikle olan ilişkimi güçlendirmiş, zenginleştirmiş ve DJ’liğe altyapı oluşturmuş olabilir” diye açıklıyor bu işe olan merakını.
Performans sergilemeye ilk olarak kendi düzenlediği partilerle başlamış Kenan Ünsal. 2004’te Dj E (Erhan Sengenç) ile birlikte TIC TAC TOE konsept parti serisine başlamışlar ve bu partileri iki yıl boyunca sürdürmüşler.

“DJ’LİK KİŞİSEL MERAK SINIRININ BİR ADIM ÖTEYE TAŞINMASI”
O da her zaman, “Önce reklamcılık” diyenlerden. “Reklamdan kazanılanlarla yeni plaklar alma… Yeni plaklarla, üretilmiş seslerle kafayı açma ve üretilenlere hayranlık duyma… Sonrasında bu taze ruh ve kafa haliyle tekrar reklama dönme…” diye anlatıyor, hayatında reklamcılık ve DJ’likle kurduğu dengeyi.
2008’den bu yana “Deep Grill” adıyla Erhan Sengenç ile birlikte çalışan Kenan Ünsal, bugüne kadar 360 İstanbul, Dulcinea, Babylon, Indigo, Blanco, Mentha, Banker, Otto, Vox, Lokal, Dirty gibi kulüplerde C-Rock, Ryralio Dj’s, Greenskeepers, James Curd, Kevin Yost, Barbara Tucker, Jef K gibi isimlerle birlikte performanslar sergiledi.

“DJ SET HAZIRLIĞI KAMPANYA SUNUMU GERGİNLİĞİNDE OLMAMALI”
Şu aralar reklam işinin yoğunluğu nedeniyle ancak ayda bir, Deep Grill olarak Lokal/Tünel’de çalıyor. İşte, tam da bu noktada reklamcılığın yoğun temposu ile DJ’liği başarıyla bir arada yürütmenin sırrını veriyor: “DJ’liğin reklamın önünde yer almasına izin vermeyerek…”
Reklam üretiminin molalarında müziği oyuna alarak bu dengeyi korumaya çalışıyor Kenan Ünsal:
“Müziği çok da iş haline getirmeden, evde müzik dinlerken bana hissettirdiği sakinliği, rahatlığı, en önemlisi müzik keyfinin mahremiyetini korumaya çalışıyorum. Hayatta bir mesleğin ağırlığı ve sorumluluğu yeterli. Müziğin bu, belirlediğim hayatımdaki yeri, beni fazlasıyla mutlu ediyor. DJ set hazırlığının bir kampanya sunumu çalışma gerginliği formatına gelmemesi gerektiğini  düşünüyorum ve buna uğraşıyorum.”

Erdinç Mutlu/GREY KREATİF dİREKTÖR
Erdinç Mutlu. 12 yıllık reklamcı. Grey İstanbul’un grup kreatif direktörü. 2004’ten beri de hem reklamcı hem de DJ. Etrafında, bu işi hem gece kulüplerinde hem de radyolarda ana mesleği olarak yapan birçok insanın olması sayesinde, kendi deyimiyle “müziğe fazla maruz kalmanın sonucu” olarak başlamış DJ’liğe.
Bugüne kadar Blanco Teras, Dulcinea, Tünel Lokal ve 11:11’de defalarca performans sergiledi. Şimdilerde ise her cumartesi 14.00-15.00 saatleri arasında Dinamo FM’de program yapmaya devam ediyor.

“MESLEĞİMİZE AŞKIMIZ SONSUZ!”
Hayatının radyoda geçen öteki yüzü olsa da, reklamcılık, Erdinç Mutlu’nun hayatının daha büyük bir kısmını kaplıyor. “Asıl mesleğim reklamcılık, ben reklam yazarıyım. Mesaimin ve ekstra mesaimin tamamı neredeyse reklamcılığa ve ajansa ayrılmış vaziyette” diyor. Ama buradan, biri daha önemli, diğeri daha önemsiz yargısına varmayalım diye de uyarıyor: “Bence insan ne yaparsa yapsın, her şeye aynı ciddiyetle yaklaşırsa böyle bir karşılaştırma ortadan kalkar!”
Reklamcıların aynı anda başka işlerle de ilgilenme ihtiyacının nedeni konusunda da şöyle fikir yürütüyor:
“Sanat, müzik ya da hobiler anlamında çok farklı alanlara ilgi duymuş ya da duyma potansiyeli olanlar reklamcı oluyor. Yani önce mesleği belirleyip, sonra hobi ya da yan ilgi alanı belirlemiyoruz biz. Her şeyi bir arada ve aynı heyecanla yaşamayı seven tipler reklamcı olduğu için, başka alanlara ilgi duymak da kendiliğinden geliyor. Birtakım rahat tavırlı, takıntılı ve meraklı insanlardan müteşekkil bir yapımız var. Yoksa mesleğimize saygımız ve aşkımız sonsuz!”

Deniz Alnıtemiz/freelance reklam yazarı
Deniz Alnıtemiz, reklamcılığa 1999 yılının yazında McCann Ericcsonn’da başlamış. Bugün freelance olarak reklam yazarlığı ve sanat yönetmenliği yapıyor. Hepsi bu kadar değil. Geçen sezon Kaan Sezyum’la Dinamo FM’de yaptıkları “Sevginin Gücü” adlı matrak program, Dirty Cheap Creative ekibiyle birlikte bir günde çektikleri, şeyinin derdine düşmüş iki gencin hikayesini anlatan “Moral Bozukluğu ve 31” filmi… Yazıyor, çekiyor, oyunuyor, sunuyor… Derdi neymiş, sorduk!

Reklamcı, senarist, oyuncu, radyocu, görüntü yönetmeni Deniz Alnıtemiz. Bir koltukta bu kadar karpuzu taşımak zor mu?
Bahsettiğiniz karpuzların bir kısmını yarım yamalak, kalanını da zorunda kaldığım için taşıdığımdan, bu sorunuza bir cevap vermemin çok doğru olacağını düşünmüyorum.

Neden bu işlerin hepsi?
Yatın taksidi… şey, ekmek parası için. Ya da sempatik bir reklamcı gibi cevap vermek gerekirse, “neden olmasın!”
Dinamo 103.8’deki program, “Moral Bozukluğu ve 31” filmi, Yasemin Mori’nin “N’olur n’olur n’olur” şarkısına çektiğiniz klip… Bunlar bildiklerimiz. Başka işler var mı bunlarla birlikte?
“Moral Bozukluğu ve 31”i çeken Dirty Cheap Creative ile üzerinde çalıştığımız birtakım projelerimiz var. Bir de Kaan Sezgin’le (Sezyum) Dinamo FM’deki Sevginin Gücü programının yeni sezonu üzerine çalışıyoruz.

Reklamcılığı ana işiniz, diğerlerini de yan işler olarak mı görüyorsunuz, yoksa hepsi sizin için aynı seviyede mi önemli?
En çok reklamcılıkta çalıştığım için, mesleğim sorulduğunda, “reklamcı” demek gibi bir refleksim var.  Hepsi benim için aynı önemde diyemem, zira bir kısmını yapmak zorunda kaldığım için yaptım, bir sürü işi becermek gibi bir iddiam olduğu için değil.

Reklamcılığın hızlı temposu ile diğer işleri nasıl birlikte yürütebiliyorsunuz?
Ben reklamcılığın hızlı temposu içindeyken reklamcılığı bile yürütmekte zorlanıyordum, o yüzden bunu beceren birilerine sormak lazım.

Reklamcılar neden başka işlerle de ilgilenmeden duramıyorlar dersiniz?
Belki reklamcılık bir sürü konudan az az anlamayı gerektirdiği ve az anlamakla bile bir şeyler yapmanın kabul gördüğü bir yerde yaşadığımız içindir, bilmiyorum. Ama belki de asıl sebebi, reklamcılığın cüretkarlık anlamına gelmesidir.

Orkun Demirelli/RAFİNERİ KREATİF DİREKTÖR
Rafineri Ajans’ın yaratıcı yönetmeni Orkun Demirelli, 15 yıldır reklamcılık mesleğinin içinde. Müzikle alakalı olduğu için, bugüne dek yaptığı işler arasında en çok Dinamo 103.8 basın kampanyalarını seviyor. Biz ona hem reklamcı hem de DJ desek de o, yaptığına bir iş gözüyle bakmaktan çok, bir “uğraş” demeyi tercih ediyor. Bu uğraşın hiçbir zaman reklam ve tasarımın önüne geçmesine izin vermiyor. Ama müzik yaptığı zaman da ona hakkını veriyor.

İlk pikabını aldığı yıl, 1997. Arkasından ikinci pikap ve yüzlerce plak… Etrafında DJ’liği iş ve hobi olarak yapan pek çok arkadaşının etkisiyle merak saldığı bu uğraş, önce onu hep gittiği ve eğlendiği mekanlarda çalmaya itmiş. Arkasından, Dinamo FM’in kurulmasıyla, üç yıl kadar her pazar, sabah programı… İlk kuruluşlarından beri düzenli olarak çaldığı yerler, Otto ve 19. Şimdilerde, ayda iki kez 19’da Kaan Özcan’la birlikte “Suck My Deck” geceleri yapıyorlar.

“REKLAMCI TEKTİP OLAMIYOR”
“Birden çok şeyle uğraşmak bana zamanı daha kaliteli kullanmayı öğretti” demesinden belli; reklamcılığın uzun mesailerine rağmen bu işe ayıracağı zamanı iyi yönetiyor Orkun Demirelli.
Birden fazla işle uğraşıyor olmak, ona heyecan ve enerji de veriyor. Zaten bir reklamcının da bu duygulardan mahrum kalmaması gerektiğine inanıyor:
“Reklamcılık, kendi içinde çok farklı dinamiklere sahip bir meslek. Her şeyle ilgili bir fikrinizin olması gerek. Belki de bu yüzden reklamcı tektip olamıyor, birden fazla ilgi alanlarına sahip oluyor; tabii vakit bulabilirse…”

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com