Bollywood Türkiye’ye Hollywood’dan daha yakın

bollywood

Mine Vargı ile “Tell Me Oh Khudaa” isimli Hint filminin yürütücü yapımcılığını üstlenen Motion Films’in ortakları Tuba Güvelioğlu ve Seçil Avunya ile Hindistan meselesini masaya yatırdık.

Mine hanım, ayağınızın tozuyla Hindistan’dan geldiniz. Girişimlerinizden bize bahsedebilir misiniz?
Ne gibi izlenimlerle döndünüz? Neler yapıldı, ne gibi adımlar atıldı?

Mine Vargı: Son zamanlarda Hint sineması Bollywood olarak kendini tüm dünyaya tanıtmayı becerdi. Geçen seneki Oscar başarısından sonra artık Bollywood, Hint sineması bütün dünyanın ilgisini çekmiş durumda. Oraya gide gele tanık olduğum şeyler inanılmaz.

“Gönül Yarası”yla Goa Film Festivali’ne de davet edildik. Sanatçıya gösterdikleri saygı, yönetmene saygı; sanki ibadet eder gibiler. Bu arada filmi izlerken salona giren çıkan oluyor. Biz de tabi tedirgin oluyoruz, alışmadığımız bir şey. Ama orada öyle, çünkü kendi filmleri o kadar uzun sürüyor ki böyle bir alışkanlıkları var… Diğer yandan Antalya Film Festivali’nde Shakir Kapour ile de sıcak bir ilişki doğdu…

Temelleri o zaman atılmış demek ki Hindistan ile olan ilişkilerin?

Mine Vargı: Atilla Koç Kültür Bakanı’yken Kültür Bakanlığı’nın Hindistan’a yaptığı bir ziyaret var. İlk temelleri aslında o zaman atılmış. Daha sonra da biz Sayın Başbakan’ınımızla yapılan gezide bu ilişkileri daha ciddi bir şekilde başlatmış olduk. Ben de o sırada TESİAP başkanıydım. Bu gezilerde otomotiv, banka, inşaat, sinema sektörü hep bir arada oldu. Ben yıllarca Hollywood Hollywood dedim, meğerse Bollywood’muş kısmet.

Yani çok verimli oldu bu geziler…

Mine Vargı: Evet. şimdi iki ülke arasında sinema sektörünü doğrudan ilgilendiren, bu işbirliğini güçlendiren bir alt komisyon kuracağız. Bundan Cumhurbaşkanı’mızın da haberi var. Bizim bir film komisyonumuz yok. Kurulması için çalışmalar yürütülüyor. Bu şekilde Hindistan ve Türkiye arasında, ikili anlaşmalar çerçevesinde sektörle ilgili bir yapı oluşturulacak. Ben de bir şekilde bunun içindeyim. Sonunda ne olur bilmiyorum ama hedefler var.

Hindistan’da, yılda 1000 civarı film çekiliyor. 300 kadarı Hindistan’ın dışında çekiliyor. Mesela Cenevre’de bugüne kadar yüzlerce film çekilmiş. Onlar da yeni ¸ülke arayışı içindeler. O ¸ülke neden Türkiye olmasın? 300 filmin yüzde 10’u burada çekilse sektörde bir hareket sağlayacak, istihdam yaratacak, kültürel alışveriş olacak. Genelde uzun vadede neticesi alınacak şeyler ama bir yerden başlamak lazım…

Ki Motion Films bir yerden başlamış olanlardan. Biraz anlatabilir misiniz? Nasıl oldu? ‘Tell Me Oh Khudaa’’nın çekimleri sizin yapımcılığınızda büyük ölçüde Türkiye’de gerçekleşti.

Tuba Güvelioğlu: İlk başta Türkiye’yi görmek istiyoruz dediler. Google’dan araştırmışlar ve Uzungöl’ü çok beğenmişler. Başta mail’leştik sonra buraya davet ettik. Sonra bir anda ciddileşti olay ve başladık. Önce ısrarla Uzungöl’e gidelim dediler. Soğuk olur diye biz Antalya civarını önerdik. Sonra mekan bakmaya çıktık. Yönetmen aynı zamanda yazar olduğu için aslında ilk başta bir haftalık bir kısmı çekilecekti.

Derken bir anda böyle iki buçuk haftaya filan çıktı çünkü iki kez geldiler mekan bakmaya. Her gittikleri yere bayıldılar. Burası güzel, buraya da bir sahne koyalım, orası güzel oraya bir sahne koyalım derken, adam akşamları senaryoyu değiştirip yeni sahneler ekliyordu. Sonra kasım ayında tekrar geldiler çekime. Yaklaşık 60-70 kişi olarak. Bizden de 35-40 kişi vardı herhalde. İstanbul’da çektik. Sonra Antalya’ya, Kaş’a gittik…

Çok güzel bir deneyimdi. Biz genelde yurtdışıyla çalışıyoruz ama Hintlilerle çalışmak çok farklıydı gerçekten. Kültürel olarak bize çok daha yakınlar. Onlar da memnun kaldılar. Öyle çok büyük bir problem çıkmadı. Türkiye’nin doğasını da çok beğendiler. Buradan tekrar geleceklerini, tekrar film yapacaklarını söyleyerek ayrıldılar. Çekemedikleri yerlerde bir dahaki sefer çekeceklerini söylediler. Aslında þu vize konuları çözülse o zaman çok rahat olur…

Mine Vargı: Çözülecek, hepsi çözülecek…

Secil Avunya: Sinemayı çok severek yapıyorlar. Filmi çok severek yaşıyorlar. Çok daha sempatik ve olumlu insanlar. Amerikalılar’da da bu varmış gibi görünüyor ama tam öyle değil. Onlar bütün anlaşmaları o kadar sağlam yapıyor ki, yüzde bir ihtimal bir sorun çıktığında o sempatik ve cool Amerikalılar bambaşka bir hale dönüyor. Hintliler çok naifler ve gerçekten plansız programsız ve severek yapıyorlar işlerini. Oldu da bir problem çıktı ‘no problem’ deyip aynı keyifle çalışmaya devam edebiliyorlar. Düşünün biz bile adapte olmakta biraz sorun yaşadık. Bizden çok daha oryantaller aslında.

Tuba Güvelioğlu: Tam işte her şey programlı giderken mesela bir şey oluyor, yönetmen bir gün o bir şeyi çekemiyor mesela. Olsun, yarın çekeriz filan diyor. Biz panikle bakıyoruz çekilmeyen bir sürü sayfa var diye. Onlar gayet rahatlar…

Mine Vargı: Birbirimize alışmamız lazım. Bizim belki daha çok Hint filmi seyretmemiz lazım. Onların daha çok Türk filmi seyretmesi lazım. Zaten TRT’nin onların devlet televiyonuyla da bir anlaşması varmış. Geçen seyehatimizde TRT Genel Müdürü de vardı. Hepimiz, orada Türk film günleri, haftaları düzenleyelim. Burada da Hint filmi günleri hatta yemek günleri olsun dedik…

Slumdog Millionere bir dönüm noktası olabilir mi?

Seçil Avunya:Ama o filmi Hintliler beğenmiyor. O anlamda da Türklere benziyorlar belki. Yurtdışından birilerini ağırlayacaksak mümkünse gözlerini bağlayıp en güzel yere götürüp orada gözünü açmak isteği içinde oluyoruz.

Tuba Güvelioğlu: Çok doğru, kesin öyleyiz. Ama yabancı bir insan zaten farklı görüyor. Ben hatırlıyorum bir Alman yönetmenle güzergah dışı gecekonduların ortasında bulduk kendimizi. Biz rahatsız olduk ama o çok enteresan buldu dokuyu.
Yani o ayrı görüyor bizse oradan götürmeyelim, oradan geçirmeyelim diyoruz. Mümkünse Nişantaşı, Tünel, İstinye Park görsün istiyoruz.

Çok yavan geliyor bizim yemeklerimiz. Onun dışında ama kültür olarak anlaştık. Türkleri  seviyorlar. Türklerde başka Avrupa ülkelerinde olan snobluk yok. Ekip olarak böyle bir durum yoktu. Yargıları yok.

Ülkeyi tanıyorlar mı?

Tuba Güvelioğlu: Çok fazla tanımıyorlar ama Türkiye yavaş yavaş trend olmaya başlamış. Turizm acentaları Türkiye’yi çok pazarlıyor. Türkiye’ye gelen Hintlilier memnun ve mutlu ayrılıyor. Bu filmde özellikle şanslıydık; senaryo Türkiye’de geçiyor zaten. Meltem Cumbul bürokrat bir Türk ailesinin kızını oynuyor. Bir Türk oyuncunun olması da ayrıca güzel bir durum.

O nasıl oldu, Meltem Cumbul’un rol alması?

Tuba Güvelioğlu: Hikayede bir Türk karakter vardı. Onların fikriydi. Bir Türk karakteri neden bir Türk oyuncu oynamasın dediler. Biz de Meltem’i önerdik. Yönetmen geldi, görüştü ve birbirleriyle elektrikleri çok tuttu.

Peki var mu şu anda başka bir proje?

Seçil Avunya: Bu filme onlar devam ediyorlar şu anda. Onlar diğer bölgelerde çektiler. Biz de Nisan’ın 15’inde gidiyoruz, Temmuz’da vizyona giriyor film. Bir proje daha var aynı prodüktörün. Şu an çekilen bir tane var, hazırlıkları başladı. O da çok enteresan. Aksiyon bir Hint filmi. Bu filmde Nişantaşı’nda arabaları çarpıştırmak, takla attırmak falan istiyorlar. Boğaz Köprüsü’nü keselim, trafiği durduralım falan diyorlar. Başka ülkelerden gelince, istekler de farklı oluyor tabi…

Mine Hanım, siz bu Hindistan işinde iki kimliklisiniz aslında. Hem yapımcısınız hem de elçilik görevini üstlenmişsiniz…

Mine Vargı: Evet biraz öyle, birinin yapması gerekiyordu. İnşallah bu hayal ettiklerimiz de olursa çok mutlu olacağım. Bunu bütün sektöre yaymak istiyorum. Önümüzdeki birkaç sene içinde bunun neticesini göreceğiz.

 

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com