Neden sinema yönetmenliğine geçtiniz?

ozan aciktan

Reklam filmleriyle tanıdığımız yönetmenlere sorduk: Neden reklam yönetmenliğinden sinema yönetmenliğine geçtiniz?

1923936_24178773902_3625_n

Kağan Erturan//En Mutlu Olduğum Yer

Ben de birçok reklam yönetmeni gibi, sinema heyecanıyla film alanına girdim…  Ama reklam sektörü daha kolay geldi sanırım ve beklediğimden daha uzun bir süre reklamda kaldım.

Bir de tabi, sinema filmi çekmenin korkusu var. İnsan hazır olduğuna bir türlü emin olamıyor.  Reklamda çok kısa anları, kompakt hikayeleri, verilen çok kısa sürelerde stilize etmeye çalışıyorsunuz. İster istemez işin estetik boyutuna daha çok yükleniyorsunuz ve o kaslarınız daha çok gelişiyor. Bu da bir yönüyle sizi sinema formatından uzaklaştırıyor.

İnsan sinema filmi çekmek için hazır olduğuna bir türlü emin olamıyor.

Bu ilk projemde en büyük korkum, hiç yabancılık çekmediğim setlerde iyi kötü bir sürü sekans yarattıktan sonra, o sekansları bir araya getirdiğimde yapmayı hayal ettiğim bir sinema filminin çıkıp çıkmayacaği idi. Reklam filminde bir günlük  montajın sonunda çektiğiniz şeyin neye benzeyeceği aşağı yukarı belli olur. Sinema filminde bu süre en az üç hafta.

15 yıl reklam filmi ve daha tek bir sinema filmi çekmiş bir yönetmen olarak þunu söyleyebilirim. Sinema filmi çekmek çok daha kolaymış. Sinemada karışanınız, müdahale edeniniz yok, kimseyi bunu niye böyle çekiyorsunuz diye ikna etmek zorunda değilsiniz. Bunun ne kadar güzel bir özgürlük olduğunu anlatamam.

156689_10150104804720861_3768287_n

Hakan Ketche//Romantik Komedi

Sanırım her yönetmenin asıl hedefi sinemadır. Yönetmenlik yolculuğuna çıktığında içten içe onu kemiren sinemadır.
Reklam çektiğinizde dünya standardında malzeme ile çalışırsınız, uluslararası ekiplerle haşır neşir olursunuz, hızlı hikaye anlatma sanatını icra edersiniz ve çoook prodüktif olursunuz.
Reklam, kendi yapısı gereği hep üretken ve pratik olmanız gereken bir sektör; bu durum da benim sinemada çok işime yaradı. Sinemaya geçen biz reklam yönetmenlerinin de kötü filmler yapmadığına inanıyorum.

Reklamın Türkiye şartlarında, iyi taraflarını sinemaya taşımakta hiçbir zarar göremiyorum.

Hakan Algul, Levent Semerci, Ozan Açıktan, Reha Erdem hep reklamdan gelen mükemmel insanlar. Hepsinin filmlerini seyredemedim henüz ama eminim ki iyidirler. Çıtayı bir yerlere yükseltmeye çalışan filmlerdir. Hepsi de reklam titizliğinden gelen iyi hikaye anlatıcıları bence.

Reklamın Türkiye şartlarında, iyi taraflarını sinemaya taşımakta hiçbir zarar göremiyorum. Tabi ki titiz olalım, tabi ki ışığı rengi iyi olsun, tabi ki reklam kadar çok ön hazırlık sürelerimiz olsun, tabi ki reklam gibi çok titiz olalım.

Reklam olsun sinema olsun, bizler filmcilik yapan insanlarız. Reklamın 30 saniye, sinema filminin 100 dakika olması bizler için çok farketmemeli. Her ikisine de çok emek harcamak gerekiyor ve de süreç neredeyse aynı.

Ben kendi adıma reklamı hep çok iyi bir antrenman, sinema filmini de asıl maç olarak görüyorum. Kondisyonsuz müsabakaya çıkınca da koşamaz şişersiniz; şişmemek için reklama devam diyorum…

ozan aciktan

Ozan Açıktan//Çok Filim Hareketler Bunlar

‘Sinema filmi çekmek’ nihai ulaşılacak mertebe imiş de, biz de oraya varana kadar reklam filmi çekiyormuşuz algısının saçma olduğu kanısındayım. Eğer ‘kişisel sinemadan’ ya da ‘autheur sinemadan’ bahsetmiyorsak, yönetmenlik de öncelikle bir meslek ve bu mesleğin de çeşitli icra alanları var.

Ben BKM Film’le televizyonda çok tutmuş bir işin uzantısı olarak çektim ilk sinema filmimi. Bu nedenle de soruya endüstri bağlamında bir yanıt vermeliyim. Bu noktada yapımcısının, yazarının, oyuncusunun ve hatta izleyici kitlesinin de üzerinde söz sahibi olduğu bir yapım oldu benim ilk filmim. Aslına bakarsanız tam bir stüdyo filmi. Bunun işin ruhu anlamında reklam filminden çok da farklı olduğunu düşünmüyorum.

Sonuçta filmlerin karakterini sözleri belirler.

Benim motivasyonum hikaye anlatmaya ve hikaye anlatırken kullanılan her türlü sinematik gramer birleşenine olan tutkum oldu öncelikle. Bir diğer kaynak da BKM Film’le ve Yılmaz Erdoğan ile olan eski diyaloğumuz. Bu iki nokta, bizi yazın bir araya getirdi; boş bir sayfa üzerinden başladık. Bu nedenle filmi tasarlarken, senaryo yazılırken çok içindeydim işin. BKM bana bitmiş bir senaryo ile gelmedi. Böyle olunca daha iştahla girdim işin içine aslında.

Kişisel bir film yaptığımda bunun gibi bir soruya, yukarıdaki gibi değil de, o filmin sözü ve tavrı üzerinden yanıt vereceğimden eminim.

Sonuçta filmlerin karakterini sözleri belirler. Bu anlamda yönetmenin motivasyonu da ancak ve ancak filmin söyleceği söz üzerinden açıklanabilecektir. İşte o zaman, ‘o söz’ sinema filminin nihai bir mertebe olup olmadığını belirler.

227224_10150176257846712_2427042_n

Boğaçhan Dündar//Gelecekten Bir Gün

Bence reklam filmi ve sinema farklı dünyalar. Ortak tek yanları iki işlemde de kamera kullanılıyor olması. Reklam çekmeyi seviyorum, artık sinema çekmeyi de seviyorum, hem de çok. Sinemada başka birinin hayal dünyasında kendinizi kaybediyorsunuz.

Çok fazla hayal kuruyorum. Artık anlatmak istediğim çok anım ve hayalim var. Bunları iyi başarabilirseniz, bir kitle gelip bir de size para ödüyor.

İnsanları etkilemeyi seviyorum. Reklam film yönetmenliğinden sinema filmine geçiş yaptığımı düşünmüyorum. Konu reklamsa, “Sanat dalında güzeldir”. Mutlak olan ürünün satmasıdır. Müthiş bir reklam filmi yapmışsanız, satış matematiğini atladığınız an, portfolyonuz için sadece bir dönem ödeviniz ve arkanızda sizinle çalışmakta endişe duyan bir yığın müşteriniz olur.

Reklam film yönetmenliğinden sinema filmine geçiş yaptığımı düşünmüyorum.

Ben ilk sinema filmimi neredeyse yönetmenlik stajı gibi çektim. Projeye dahil olduğumda senaryo, oyuncular, hatta neredeyse mekanlar bile belliydi. Prodüktörün uzun zamandır anlatma hayalini kurduğu bir hikayeydi. Ben de elimden geldiği, ve bildiğim ölçüde, oyunculuk ve grafik anlamında projeyi yukarıda tutmaya çalıştım.

Açıkcası çok etkilendim. İnanılmaz bir şey, gerçekten kendinizi ifade edebiliyorsunuz :) Dolayısıyla reklamdan  vazgeçemem. Bu kısıtlanma ve sınırları olma durumunda bir şeyleri vücuda getirmek ve satış˛ için yeniden yorumlamak müthiş bir oyun. Çünkü reklamı arşivleyemezsiniz. Mekanı ve zamanı vardır, görevini yapar ve gider.

Son olarak bence biraz hayata, hayale yatkınlığı olan herkes kendi filmini çekebilir. Evet biraz karmaşık bir satranç, ancak inanılmaz zevkli…


About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com