Görüntüyle müziğin yarışında yükseliyorlar

rec_music

TV Reklam, dizi, motivasyon müzikleri ve kurumsal marşlar, radyo spotları ve uzun metrajlı film müziği alanlarında başarılı ve nitelikli çalışmalar gerçekleştiren Rec Müzik Prodüksiyon’u mercek altına aldık.

Türkiye’de jingle yapmanın kolaylıkları ve zoruklarıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Alp Yenier: Samimi söylüyorum, jingle yapmak bana zor veya kolay ayırımı yaptırmıyor. Daha çok, kısa sürede mi uzun sürede mi yapacağımız sorusu var bende:) Çok büyük keyifle yapıyoruz biz jingle’ları hatta sesimize, enstrümanımıza da yansır bu… Jingledaki enerji bambaşkadır. Genelde bir iki günde yapılan ve 10 saniyede Türkiye’yi kasıp kavurması beklenen bir şeydir jingle… Bu işle uğraşmayan birçok müzisyenin de hafiften hor gördüğü, “ne var ki canım kolay bence” dediği bir şeydir..Ama gel gör ki öyle değildir; bizler bu sektörde ajanslarla ve yönetmenlerle dirsek teması içinde, gerçekten çok kısa diyebileceğimiz bir sürede, akılda kalıcı, müzikalitesi yüksek ve amaca yönelik müzik yapıyoruz… Er meydanına çıkıldığında zaten kaç kişi olduğumuz da görülecektir… Az kişiyiz. :)

Müzikleri şirketiniz tarafından gerçekleşen ilk sinema filminiz “Süpürr”. Sırada yeni bir sinema filmi var mı?

Alpay Göltekin: Süpürr’de biz çok eğlendik… Oryantal, blues, rap, rock… Birçok tarz bir araya geldi… Şimdilerdeyse yeni bir belgesel film üzerinde çalışıyoruz. Bizi çok heyecanlandıran bir proje bu. Ayrıca ön çalışmalarını yaptığımız iki dizi film projemiz var. Bu arada TRT 1’de devam eden Bahar Dalları isimli dizinin müziklerini de çok keyif alarak yapmaya devam ediyoruz… Yakın zamanda bu proje için bir “soundtrack” çalışması için de kolları sıvadık zaten.

Hangisi daha motive edici? Reklam mı, sinema mı, radyo mu, kurumsal mı?

Alp Yenier: Yani hepsinin farklı motivasyonları var sanki… Reklamda dönüş hızlı mesela. Yani hazırladığınız müzikleri hemen ertesi gün TV’de de izleyebiliyorsunuz… Sinema başlı başına bir kariyer aslında… Duygusu yüksek ve müziği dantel gibi örebiliyosunuz ki harika… Radyoda sürüm fazla, saniye sıkıntısı daha az; kurumsalda ise empati duygusu hakim oluyor, “ben bu ürün olsam, nasıl bir müziğim olurdu” gibi.

Alpay Göltekin: Gerçekten Alp’in de söylediği gibi bu ayırımı yapmak çok zor; çünkü bizim için işin çeşidinden çok ürettiğimiz besteler ve onların müzikalitesi ve görüntüye olan maksimum uyumu önemli.

Bu aslında bazen bir yarış gibidir. Görüntüyle müziğin yarışı… Doğru bir iş çıkardığınızda bazen siz görüntüyü desteklemiş olursunuz, bazen de görüntü sizi…

Piyasanın ihtiyaçları neler sizce? Bu alanda eğitim veren kurumlarla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

Alpay Göltekin: İlk söyleyebileceğimiz şey akıllı insanlar. Ya da aklını doğru şekilde doğru duygular ile kullanabilen insanlar. Tabi ki bunun için eğitim vazgeçilmez ilk şart. Müzikte temel eğitim veren konservatuarlar en doğru ve en temel eğitimi veriyorlar aslına bakarsanız… Ancak bu eğitimin günümüzde nasıl kullanılacağına dair eksiklikler ve eskimişlikler var diye düşünüyoruz.

Görüntü üzerine müzik denildiği zaman; yaratıcılığın, kabiliyetin, bilginin ve tecrübenin iyi bir harmanla görüntünün üzerine işlenmesi önemli… Sonrasında ise üretilen bu müziğin doğru şekilde miks ve master yapılması gerekiyor. Bu da en az yaratılan iş kadar önemli. En sevindirici haber ise bahsettiğimiz bu eksikliği doldurmak amacıyla son yıllarda ülkemizde de bazı kurumlar tarafından görüntü üzerine müzik, “mix-master” ve “sound engineering” gibi konularda eğitimler verilmeye başlanması…

Müzik kökenli olmanın avantajları ve dezavantaları var mı? Neler?

Alp Yenier: Müzik kökenli olmanın bir dezavantajı olacağını düşünmüyorum ama kişinin elbette kendini geliştirmesi, günün şartlarına ayak uydurması, bol bol müzik dinlemesi gerekiyor… Bunlar çok önemli… Beste yaparken kurallar 2. plandadır ve kişi özgürdür ve duyum öncelik kazanır. Dolayısıyla kökendeki eğitimin üzerine eklenenler esas farkı belirleyenler olacaktır…

Alpay Göltekin: Açıkçası dezavantajı olduğunu düşünmüyoruz ama bizim açımızdan biraz trajikomik tarafı şudur ki “yanlış müziğe katlanamıyoruz !!!”… Avantajları tabi ki saymakla bitmez… Fakat her meslekte olduğu gibi müzikte de insan zaman içerisinde kendini geliştirebilir,  eğitebilir. Ancak üretim olarak baktığınızda yani iş beste yapmaya geldiğinde, işte o hakikaten size doğarken verilen bir armağan. Kaynak yoksa baraj da yok, köprü de… Dolayısıyla müzikal çıktının kitap haline gelmesi için kökende olsun olmasın, eğitim gelişim ve her zaman gerekli.

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com