“Dünyayı sanatla anlamaya çalışırım.”

1969’dan bu yana İstanbul’da yaşayan ABD (Virginia) kökenli sanatçı Nancy Atakan gerek yurtdışında gerekse Türkiye’de özellikle kavramsal sanat alanındaki en önemli isimlerden biri. Kendisiyle Cut Magazine için özel bir sohbet gerçekleştirdik..

Sayın Atakan şöyle bir fikir geldi aklıma; sizin için de uygunsa, söyleşiyi o türlü yapalım. Şöyle ki; siz zaten büyük bir sanatçısınız. Yaptığınız işlerde hayatı bildiğiniz gibi sorgulamanız, sanata bakışınız, sözünüz ve tavrınız da belli…

Müzikle ilişkinizi bilmiyorum, sinema ya da sanatın diğer alanlarında sizi yaşam boyu etkileyen, beslendiğiniz ve de onlarsız yapamadığınız isimler üzerinden soru-cevap yerine sizdeki çağrışımı, izdüşümünü tarif etmenizi istesem, uygun olur mu? Yani o kişi (yazar/sinemacı/müzisyen/şarkı etc.) ya da şehir/nesne etc. hakkında belki bir cümle, belki tek bir kelime belki bir paragraf yazar mısınız?

Çok teşekkür ederim… Sinema ve kitap cok cok severim.  Utanarak söylüyorum ki müzikle pek aram yok.  Dinlerim. Ama meraklısı değilim… Klasik müzikten de sıkılırım; Jazz veya herhangi kakafonik müzik daha çok hoşuma gidiyor.  Ama bundan bahsetmesek de olur.  Kulağım hiç yok…

Ama kitapsız düşünemiyorum. Haftada iki üç kitap bitiririm. Sürekli Pandora veya Robinson’dayim…İngilizce ve Türkçe okurum. Roman, felsefe, bilim, psikiyatri, dilbilim ve o an ne ilgimi çekerse. Tabii ki Orhan Pamuk’un bütün kitaplarını okudum. Murathan Mungan daokurum. Engin Geçtan’in bütün kitaplarını okudum… Her Kasım’da Booker Awards çıkıyor.  Heyecanla o listeyi bekliyorum ve alabildiğim kadarıyla alıyorum.  Kitap benim için fetiş gibi, sakliyorum da…

Julia Kristeva çok beğenirim.  Ama çoğunlukla bir sanat projesine başlayıp biraz ilerleyince teori, felsefe, toplumsal kitaplar aramaya başlıyorum. Konuyla ilgili ne bulabilirsam. Benim gibi düsünen var mı diye araştırmaya başlıyorum. Her zaman birseyler buluyorum.  Kitaptan da başladığım olmuştur.

Tercüme de severim. Bulabilirsam bilhassa felsefe okurken hem Türkçesini hem de ingilizcesini bulup beraber okuyorum. Bu bana cok zevkli geliyor. Not da tutarım. Defterler dolusu notlarım var. Tabii ki hiçbir şeye yaramıyor.

Ondan sonra yürümek de yürümek… Büyük şehirleri severim… New York, Paris, Londra, Roma, Mumbai. (ama Cairo’yu hiç sevmedim) Ormanda yürümeyi hiç sevmem ama dağa tırmanmak başka…

İstanbul’u çok ama çok severim.  Her gün bir iki saat bir yerlere yürüyüp şehri hissetmek, görmek inanılmaz zevkli.  Her an şaşırtıcı bir şey çıkıyor.

Hayvan severim ve aslında insanları da. Eski öğrencilerimi görünce sevinçten kendimi zor tutuyorum. Sakin olamıyorum. Hislerimi çok fazla gösteriyorum.

1975-2000 yıllarında sanat dersleri verdim. Ortaokul, lise, üniversite; öğrencilerimi gerçekten sevdim. Her yıl onlar mezun olurken hem ağlardım hem utanırdım kendimden. Biraz yıpratıcı oluyordu. Artık ders vermek istemiyorum. Son yıllarımda sadece kendi sanat pratiğimi devam ettirmek istedim.

Volkan Aslan’la beraber 5533’ü açtık 2008’de. Gençlerle yine de beraber oluyorum.  Sanatı çok seviyorum. Başka bir şey düşünmüyorum. Yürürken, otururken, uyurken sürekli sanat problemleri çözmeye çalışırım. Sergiler gezerim; hem burada  hem yurtdışında. Anlamaya ve takip etmeye çalışırım. Dünyayı sanatla anlamaya çalışırım.

Şimdilerde ne yapıyorsunuz, öğrenebilir miyim?

Yeni projem yine kadin meselesiyle ilgili… Emin değilim ama galiba bir yazısında Elif Şafak kadının yaşlanmasını kadınsızlaşma olarak ifade etmişti.

Bu konu ve güzellik kavramıyla ilgili çok geniş bir çalışma yapıyorum.

Aynı konu ama birkaç proje yan yana. Çalışmanın adı “Ayna ayna, söyle bana”. Oval ve eski yaldızlı bir duvar aynası. Bir enstelasyon; sergiye gelenler bu aynada kendilerini görebilecekler. Yanında her birinin üzerinde bir kadın profili olan 20-22 tane aynı boyutta ayna görecekler. Kadınların imgeleri ipek baskıyla aynaya yerleştirelecek. Ve bir minibusün dikiz aynasında izleyici yine kendini görebilecek ve yanında üzerinde erkek profili olan aynı boyutta 20 tane ayna…

Bir başka çalışmada 3-4 sene evvel Çukurcuma’da bir eskiciden aldığım bir plastik cerrahın ofisinden çıkan 300-400 adet dianın içinden çıkan fotoğraflar. İnsanlar kendilerini tanımayacaklar tabii ki. Fotoğraflarda ameliyata hazırlanmış vücutlar, vücutlardaki çizimler var, kesilmeye hazır… Onlarla birlikte İstanbul’da tadilat gören eski binaları bir arada kullanacağım. Çalışmanın adı “Çevresel Estetik”. (Bu kelimeyi plastik cerrahlar da kullanıyor, mimarlar da)..

Küçükken seyrettiğim ABD’li bir TV dizisinden alınmış 3-4 kare. İpek baskılar olacak. 13-14 yaşlarında bir genç kız aynaya bakıp ne kadar çirkin olduğunu  ve erkek arkadaşı olmadığını, kendinden nefret ettiğini söylüyor…

Bunlar üzerine çalışıyorum. Her an değişiyorlar ama şu anki durum bu. Belki de yazmak için bile çok erken..

http://www.nancyatakan.com/

 

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com