“Sinema bütünün içindeki mükemmel anı yakalayabilmekdir.”

Denis Metin

Denis Durul Metin 24 yaşında ve Amerika doğumlu. 13 yaşından beri çeşitli tiyatro oyunlarında ve kısa filmlerde rol almış. Amerika’nın sinemayı ögrenmek için çok önemli bir yer olduğunu ama farklı ve dikkat çekici karakterlerin ve hikayelerin Türkiye’de olduğunu düşünüyor. Bir süre once “Mi Hatice” isimli ilk kısa filmini çeken bu genç yetenek, 2012 baharında da ilk uzun metraj filmini yönetecek.

Yönetmenlik kariyerinize neden bir kısa filmle başladınız?
Aslında kısa film yapmak gibi bir düşüncem yoktu. Daha once bir iki profesyonel kısa filmde oynadım. Ve kısa film maceramin bittiğini ve daha büyük işler için hazır olduğumu düşünüyordum. Ama kim olursanız olun, hatta Michael Mann bile olsanız, bu işe başlamak için ciddi bir kısa film çekmek zorundasınız. Bu ilk film çok önemli.

“Mi Hatice” kısa filme uyarlama fikri nasıl gelişti?
Gaye Boralıoğlu ile son romanı “Aksak Ritim”i uzun metrajlı filme uyarlamak için görüşüyordum. Ama o sırada ne kadar yetenekli ve iyi bir yönetmen olduğuma dair kendimi beğenen konuşmalarımın dışında onun bana inanmasını sağlayacak ne bir sinema ne de bir reklam filmim vardı, O da görelim o zaman dedi, “Mi Hatice” isimli kısa hikayesinden bahsetti ve hikayenin kısa film yapılmasını çok istediğini söyledi. Biraz tecrübe kazanmam için de benim yapmamı tavsiye etti. Yaptım. Ve şimdi birlikte  “Aksak Ritim” üzerinde çalışıyoruz

Filminizin cümlesi nedir?
Eşlerinizi ihmal etmeyin, sonra sonuçlarından hoşlanmayabilirsiniz.:)

Hikaye, Hatice, onun yalnızlığı ve kocası ile arasındaki iletişimsizlik etrafında dönüyor. Hatice’nin hikayesinde sizi çeken neydi?
Beni çeken duyguların oldukça sınırlı bir şekilde ifade edilmesini anlatmadaki zorluktu. Hikayenin ana kahramanın mimikleriyle anlatıldıği sessiz filmlerin aksine, “Mi Hatice” de hiçbir diyalog yoktu ve çoğunlukla öznel kamera kullanıldı ki, bu yüzden ana kahramanı nadiren görüyorduk. Buradaki zorluk, Hatice’nin duygularını Hatice’yi göstererek değil, onun gördüğünü görerek yakalamaktı.

Bildiğimiz kadarıyla, “Mi Hatice” bir düzineden fazla uluslararası kısa film festivaline davet edildi.
“Mi Hatice” bu yıl, dünyanın belki de en büyük kısa film festivallerinden biri olan Clermont-Ferrand’da dünya prömiyerini yaptı. 5600 film arasından seçilen diğer 75 filmle birlikte yarışmalı bölümde gösterildi. Shorts International “Mi Hatice”nin dünya dağıtım haklarını aldı. Short International Tayvan’dan Amerika’ya bütün dünyada televizyon kanalları olan dünya çapında bir şirket ve “Mi Hatice”yi bu senenin sonundan itibaren yayınlamaya başlayacaklar.

Kanımca film yurtdışında çok olumlu reaksiyon aldı çünkü diğer kısa filmlerde hiç rastlanmayan özgün bir yanı var, ayrıca yabancılar için oldukça ekzotik havası olan Sirkeci-Halkalı treninde, harap tozlu bir ortamda çekildi.

Bu filmi yaparken bunların hiç birini bekliyor muydunuz?
Hayır. Uzun metrajlı filmlerde olduğu gibi kısa filmleri alan uluslararası dağıtımcıların olduğunu ve kısa filmlerin de yabancı ülkelere satıldığını bilmiyordum.

Kısa film yapmaya devam edecek misiniz?
Aslında bu hikayeye bağlı. Daha önce, kısa film maceramın sona erdiğini düşünüyordum ama “Mi Hatice”den sonra, ortada iyi bir hikaye varsa neden olmasın? Avrupa’da, özellikle Fransa’da kısa filmlere ne kadar değer verildiğini görseniz şaşarsınız. Oradaki seyirci kısa filmlere çok hevesli ve kısa film yönetmenlerine de büyük saygıları var.

Sizin için hangisi daha önemli, filmin içindeki seyirciyi sonsuza kadar yakalayacak tek bir mükemmel bir an mı yoksa filmin bütünü mü?
Bence film demek bütünün içindeki o mükemmel anı yakalamaktır. Çoğumuz bir filmden çıktığımıza zaman filmin yüzde 95’ini unuturuz. Kısa filmde bu seyircinin filmden sadece bir iki saniyelik bir anı hatırlaması demek. Eğer bu saniyeler içinde bu mükemmel anı yakalayabilrsen, o zaman iyi bir kısa film yapmışsın demektir.

RED kameranın ciddi bir hayranısınız ve “Mi Hatice”yi de RED kamera ile çektiniz. Neden?
RED ONE tartışmalı görüntü üreten ve üzerinde oldukça tartışılan bir kamera. RED ile çekilen herşey sinema endüstrisinde mutlaka bir tartışma başlatıyor. . Ben filmin renk ve görünümü ile ilgili olarak cüretkar olmak istedim. Parlaklıkları daha çok vurguladım, kontrasti gölgede tuttum. RED’in en büyük özelliği, tabii nasıl kullanacağını biliyorsan gerçekten çok temiz görüntüler elde edebilirsin, ama kumlu görüntü istiyorsan onu da elde etmeni sağlıyor.

Ne tür filmler seyredersiniz?
Her tür.

Son gördüğünüz film hangisiydi?
Cannes’da “We Need to Talk About Kevin”I gördüm.

Son okuduğunuz kitap
Reklamcılık konusunda bir kitaptı, “The 30 Second Storyteller”. Reklam yönetmenliğini de denemek istiyorum.

Müzik?
Lady Gaga’dan “Born This Way” ve ayrıca Demis Roussos.

En beğendiğiniz yönetmenler?
Fatih Akin ve Michael Mann.

Şu anda ne yapıyorsunuz?
“Aksak Ritim” üzerinde çalışıyorum, gelecek baharda çekmeyi planlıyoruz.

Bu da bir kadın hikayesi. Kadın hikayelerini tercih etmenizin belli bir nedeni var mı?
Tamamen tesadüf eseri gelişti. Ben güçlü kadınlar tarafından büyütüldüm ve yine tesadüfen birlikte çalıştığım insanların çoğu kadın, kendimi onların arasında çok rahat hissediyorum. Şans eseri, Türkiye’ye geldiğimde benim ilgimi yakalanan hikayeler hayatın kendisinden de büyük koşullarla karşı karşıya kalan kadın karakterlerin hikayeleri oldu. Bu devam eden bir trend mi olacak şu anda bilmiyorum, ama  maço bir projeye imza atacağımı hiç sanmıyorum.

Beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?

Belki film yapmayı bırakıp, Amerika’ya hukukçu olmak için geri dönerim.:)

***********

“Films are about capturing one perfect moment in a grand scheme.”

Denis Durul Metin 24 years old and was born in the United States. Since the age of 13, he acted in several theatrical plays and short films. He thinks while America is great place to learn about cinema industry, Turkey is full of interesting characters and interesting stories. He recently completed his first short film, “Mi Hatice” and is getting ready to direct his first feature-length movie in spring 2012.

Why did you decide to start your directing career with a short film?
I really didn’t want to go back to making a short film. I had acted in a few professional shorts, and thought I had put short film in my past; I was ready for the big stuff. But no matter who you are, even if you’re Michael Mann, you have to make a serious short film to get started, and you’re first one is the most important.

How did the idea of adapting “Mi Hatice” into a short film develop?
Well, I was after Gaye Boraıoğlu, for the rights to her book “Aksak Ritim” to adapt into a feature film. At the time I had nothing to show her: no films, no commercials, nothing; just a lot of ego talk about how great and talented I am. She said lets see. When our meeting ended she told me that she had a short story that she always wanted to see get made into a short film. To gain some experience, she recommended I do it. I did. And now we are working together on “Aksak Ritim.”

Can you summarize your film with one single sentence?
Do not neglect your wives; you might not like the consequences.:)

The story revolves around Hatice, her loneliness and her lack of communication with her husband. What did pull you into the story?
What pulled me was the challenge of expressing emotions in such a limited way. Unlike silent films where you can tell the story by your main character’s expressions, “Mi Hatice” has no dialogue, and mostly Point-of-View (POV) shots, so you rarely see the main character. The challenge was capturing Hatice’s emotions not by seeing her, but by seeing what she sees.

As we know, “Mi Hatice” is invited more than a dozen of international short film festivals.
“Mi Hatice” premiered this year at Clermont-Ferrand: maybe one of the biggest short film festivals in the world. It was chosen among 75 films out of 5600 for the official selection. At Clermont “Mi Hatice’”s global rights were purchased by Shorts International: a company that has TV channels throughout the world from Taiwan to the USA, and is going to begin broadcasting “Mi Hatice” at the end of the year.

I think the film got positive reactions mostly overseas because the story is truly unique to anything I’ve seen in short film, and the dusty dilapidated environment within which it was shot, the Sirkeci-Halkali train, is “exotic” for foreign audiences.

Did you expect any of this while making the film?
No. I never knew there were global distributors for short film like there are for features and that you can actually sell them to a foreign audience.

Will you continue to make short films?
It really depends on the story. I thought I was done with short films, but after “Mi Hatice”, I now think that if there’s a good story out there, why not? You would be surprised how short film is appreciated in Europe, more specifically France. Audiences there are very enthusiastic, and they really respect the art of directing a short film.

What is more important for you, one perfect moment in the film that will grab the audience forever or the entire film?
I think films are about capturing one perfect moment in a grand scheme. Most of us will leave a film forgetting 95% of the movie. In short film mathematics that means the audience will leave your film remembering only a few seconds. If you are able to capture those few perfect seconds, then you’ve made a good short film.

You are a serious fan of RED camera and you shot “Mi Hatice” with it. Why?
The RED ONE is a very controversial camera, which produces controversial images. Everything shot on the RED always sparks some sort of debate in the industry. I wanted to be bold with the color and look of the film; I wanted to blow all the highlights, and keep contrast in the shadows. The great thing about the RED is, if you know how to use it, it can produce nice clean images, but if you want to get something gritty, it delivers.

What kind of movies you watch?
Everything.

What was the last movie you saw?
At Cannes I saw “We Need to Talk about Kevin”.

The last book?
It was a book on commercial filmmaking called “The 30 Second Storyteller”. I’m thinking of giving commercials a try.

Music?
Lady Gaga’s “Born this way”, then some Demis Roussos.

Who are your favorite directors?
Fatih Akin. Michael Mann.

What is next for you?
I’m working hard on preparing for “Aksak Ritim (Syncopated Rhythm)”, which we shoot next spring.

This is also a woman story? Any particular reason you would like to tell woman stories.
That was by accident. I was raised by strong women, and by chance most of the people I work with are women—that’s just how I feel the most comfortable. When I came to Turkey, by chance the stories that captured my interest happened to be stories with female characters faced with larger-than-life circumstances. I don’t know if this is going to be a continuing trend, but I don’t think I’ll ever take-on a macho project.

 

Where do you see yourself in five years?
Probably quitting filmmaking, and returning to America to become a lawyer.:)

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com