“Bedel ödeyen gölgedeki kahramanları anlattım.”

tolga örnek

Tolga Örnek, “Kaybedenler Klübü”nden sonra bu kez Frankfurt-İstanbul- Mardin hattında seyreden sürükleyeci bir aksiyon filmiyle karşımızda. Yönetmenle yakında vizyona girecek olan “Labirent”in meselesi ve niyeti ekseninde sohbet ettik.

“Labirent”, bir önceki filminiz “Kaybedenler Klübü”nün aksine daha çok mekanlı, daha süratli bir film. Her iki filmin duygusuyla ilgili bir karşılaştırma yapabilir misiniz?

Aksiyon çok farklı bir tarz. Dikkat etmeniz gereken unsurlar çok daha fazla. “Kaybedenler Klübü”nde yoğunluklu odaklandığım şey, oyuncuların performansına yönelikti. Burada ise bunun yanı sıra bir de özel efektler, koreografi işi de devreye girdi mesela. Mekanlara hızlı uyum sağlamak gerekiyordu… Ama duygu olarak bakarsak yine insan hikayesi anlattığım için, hikayenin anlaşılırlığı, dramatik yapısı, dinamikleri aynıdı. Bir diğer farkı da iç içe geçen çok fazla yan karakterin olması denebilir…

Yan karakterler “Kaybedenler Klübü”nde de güçlüydü aslında; onlar sizin için ana karakterler kadar önem taşıyor sanki..

Bunu farketmenize sevindim. İsmini hatırlamadığım bir yönetmenin dediği gibi, bir filmde küçük oyuncu yoktur. Bir sahnede sadece bir bakışla bütün bir filmin akışını etkileyebilir bir oyuncu. Yan karakterlerin hepsinin ufak tefek de olsa bir hikayesinin olması hoşuma gidiyor. Yani tipleme değil, hepsinin karakter olarak varolmasını istiyoruz…

Hikaye anlatmayı seviyor musunuz?

Seviyorum, çok seviyorum. Ben açıkçası yönetmen sineması dense de asıl hiyakeyinin sahibinin senarist olduğunu düşünüyorum. Yönetmen sadece onu başka bir yere götürüyor. Hikayenin sahibi, karakterlerin sahibi, konunun sahibi senarist. Ben de sahibi olmayacağım bir işi çekmek istemiyorum açıkçası. Başkasının senaryosunu çekme olanağım olmadı, öyle bir durumla da karşılaşmadım ama yapsam da bir şekilde sahiplenmem gerekir.

“Kaybedenler Klübü” bir anlamda bir dönem filmiydi. Kendi döneminde mitleşmiş ve sonrasında kültleşen şehirli bir filmdi. Labirent için ne söyleyebilirsiniz? Labirent’in meselesi nedir?

Türkiye’nin bugünkü durumu anlatılıyor filmde. Türkiye’de pek çok örgüt faaliyet gösteriyor. Ortadoğu ve örgüt mücadelesi konusunda Türkiye kadar bu işle mücadele etmek zorunda kalan ve bu iş için bedel ödeyen başka bir ülke yok. İsrail bile bizden arkada gelir. Bizim insanımızın bu konudaki kayıpları, mücadelesi, fedakarlıklarının bizim tarafımızdan anlatıldığı uluslararası filmler görmedim. Üstümüzde hem hükümetler, hem de örgütler bazında baskı var. Türkiye’nin bu durumunu insan üzerinden anlatmak istedim. Bedel ödeyen gölgedeki kahramanlar bunlar aslında.

Filmin cümlesi ne?

Kimliksiz kahrmanların filmi. İstihbarat dünyasında ve mesleğinde kendi kimliği ile varolamayan, hiçbir zaman ödüllendirilemeyen insanların hikayesi.

Neden böyle bir hikaye anlatmak istediniz?

İstihbarat ve casusluk hikayelerine özel ilgim var ama benim asıl çıkış noktam HSBC binasının patlaması ve İngiliz Konsolosluğuna yapılan saldırı oldu. O olaylar dünyada çok çabuk unutuldu. Sonradan El Kaide operasyonlarıyla ilgili hikayelerin kitapları ve araştırmaları çıktıkça, kimsenin hiçbir yerde İstanbul’daki patlamalar veya can kaybından bahsetmediğini, irdelemediğini, hatırlamadığını gördüm.

Türkiye gibi doğudaki ülkelerin batıda sadece istatisitik olarak görünmeleri beni çok rahatsız ediyor. Zaten filmdeki Timuçin Esen’nin canlandırdığı karakterle bir İngiliz istihbaratçı arasında geçen diyalogda şöyle bir ifade geçiyor: “Ancak sizin sadık köleleriniz olduğumuz zaman dostunuz olabiliyoruz. Kendi menfaatimizi kollamaya başladığımz anda bizi düşman olarak görüyorsunuz.” Onların istediğini yaptığımız müddetçe Türkiye müttefik oluyor. HSBC patlamasından hemen sonra bir futbol maçı vardı İngiltere ile ve ‘can güvenliğimiz olmadığı için gelemeyeceğiz’ dediler. Global terörizme karşı işbirliğinden bahsediyorlar ama Türkiye anında yalnız bırakılıyor. Kimse Londra’daki patlamalardan sonra öyle bir açıklama yapmadı, Londra normal hayatına devam etti. Türkiye ile ilgili batının gösterdiği çifte standart beni çok rahatsız ediyor…

Bizler batılı filmlerde hep batılı istihbaratçıların çömezleri olarak gösterilmişiz, ilk defa bizim tarafımızdan gösterilecek…

Zaten Türkiye’nin gösterilme şekli de filmlerde fonda hep bir ezan sesi eşliğinde oluyor.. Bu doğulu ve karanlık imajı da kırmayı hedefliyor musunuz bu anlamda?

Tabii, hem seçtiğimiz karakterler, hem gösterdiğimiz İstanbul şehri, hem kullandığımız teknoloji anlamında. Türkiye’de çekilen yabancı filmlerde Sultanahmet’i görürsünüz; biz bu filmde modernliği de vermeye çalıştık. İstiklal’de başlayıp, Kartal’da biten bir takip sahnesinde İstanbul’un değişik ve farklılık gösteren yüzünü görecek seyirci…

—————————————————————————————

After “Kaybedenler Kulübü/Losers’ Club”, this time, Tolga Örnek returns with a riveting action-thriller that takes place in Frankfurt, İstanbul, and Mardin. We talked with the director about the argument and intention of his soon to be released film, “Labirent/Labyrinth”.

“Labirent/Labyrinth”, unlike your previous film “Kaybedenler Kulübü/Losers’ Club” has more locations, and it is a faster movie. Can you do a comparison between both films’ sentiment?

Action is a very different style. It has many more components that need to be paid attention. I was mostly focused on the actors’ performances in “Kaybedenler Kulübü/Losers’ Club”. Here on the other hand, next to performances, special effects and choreography entered into the picture. It was necessary to adapt to the locations fast… But if we look at it as the sentiment of the film the intelligibility of the story, its dramatic structure, and dynamics were the same, since I tell a human story. Another difference is, it has too many side characters with intertwined stories.

Side characters were also strong in “Kaybedenler Kulübü/Losers’ Club”. It seems, for you, they are just as important as the main characters.

I am happy that you noticed. In the words of another director—cannot recall his name right now—there is no small character/actor in a film. An actor can change the entire course of the film with a simple glance in a scene. I like side characters having stories even it is itty-bitty.  We want them to exist as characters not as typecasting.

You love telling a story?

Yes, I do. Even it is called the auteur cinema I think the real owner of the story is the scriptwriter. The director just takes it into another sphere. The owner of the story, the characters, and the subject is of the scriptwriter. And frankly, I do not want to shoot a story that I cannot own. There was not any occasion that I had to shoot someone else’s story, I did not encounter such a case, but if I do it one day, I have to own it in some way.

In a sense, “Kaybedenler Kulübü/Losers’ Club” was a period film. It was a film that was a myth in its own time and later it turned to be a urban cult film. What can you say for “Labirent/Labyrinth”.

It describes the current status of Turkey. Many intelligence organizations operate in Turkey. There is no other country other than Turkey that fights with Middle East and terrorist organizations and pays a price for it. Even Israel is behind us in that matter. I have not seen any international film done by us that shows sacrifices, struggles, and losses of our people. There are pressure on us both in terms of governments and organizations. I wanted to tell the situation of Turkey through people. In fact, they are unsung heroes who paid the price.

What is the main objective of the film?

It is the film of nameless heroes. It is the story of people who cannot exist in the world of security intelligence with their own identity and people who never get a reward for their efforts.

Why did you want to tell such a story?

I have a special keen interest in intelligence and espionage stories; however my starting point was the explosion in HSBC building and an attack on British Embassy. Both of these attacks are already forgotten. As more and more books began to be published in Al Qaida operations, I realized no one mentions or discusses those attacks or lives lost.

Representation of eastern countries such as Turkey in the west just a statistic bothers me a lot. This is why, a dialogue that takes place between the character played by Timuçin Esen and a British intelligence agent as follows: “We can only be your friends when we are your loyal servants. When we began to guard our own interest you see us as enemy.” As long as we do what they want us to do Turkey is an ally. Right after the HSBC explosion there was a soccer game with England, and they said, “We will not come due to security issues”. They talk about cooperation against global terrorism but they instantly leave Turkey alone. No one gave such statements after the explosions in England. Life in London went on as normal. The West double standard toward Turkey irritated me a lot.

We have shown as apprentices of foreign intelligence services in films, we will show the truth for the first time.

The way Turkey is shown in films with a call to prayer always in the background. In a sense, do you aim to destroy this Eastern and dark image?

Of course, both in terms of characters we chose, Istanbul we showed, and in terms of technology we used. You see Sultanahmet in foreign film shot in Turkey; we tried to show the modern Turkey in the film. In a chase scene that goes from İstiklal to Kartal, the viewers will see different and diverse faces of Istanbul…

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com