Tweeter button Facebook button

Haftanın Yönetmeni Tolga Örnek: “Bedel ödeyen gölgedeki kahramanları anlattım.”




Haftanın Yönetmeni Tolga Örnek: “Bedel ödeyen gölgedeki kahramanları anlattım.”

Tolga Örnek, “Kaybedenler Klübü”nden sonra bu kez Frankfurt-İstanbul- Mardin hattında seyreden sürükleyeci bir aksiyon filmiyle karşımızda. Yönetmenle yakında vizyona girecek olan “Labirent”in meselesi ve niyeti ekseninde sohbet ettik.

“Labirent”, bir önceki filminiz “Kaybedenler Klübü”nün aksine daha çok mekanlı, daha süratli bir film. Her iki filmin duygusuyla ilgili bir karşılaştırma yapabilir misiniz?

Aksiyon çok farklı bir tarz. Dikkat etmeniz gereken unsurlar çok daha fazla. “Kaybedenler Klübü”nde yoğunluklu odaklandığım şey, oyuncuların performansına yönelikti. Burada ise bunun yanı sıra bir de özel efektler, koreografi işi de devreye girdi mesela. Mekanlara hızlı uyum sağlamak gerekiyordu… Ama duygu olarak bakarsak yine insan hikayesi anlattığım için, hikayenin anlaşılırlığı, dramatik yapısı, dinamikleri aynıdı. Bir diğer farkı da iç içe geçen çok fazla yan karakterin olması denebilir…

Yan karakterler “Kaybedenler Klübü”nde de güçlüydü aslında; onlar sizin için ana karakterler kadar önem taşıyor sanki..

Bunu farketmenize sevindim. İsmini hatırlamadığım bir yönetmenin dediği gibi, bir filmde küçük oyuncu yoktur. Bir sahnede sadece bir bakışla bütün bir filmin akışını etkileyebilir bir oyuncu. Yan karakterlerin hepsinin ufak tefek de olsa bir hikayesinin olması hoşuma gidiyor. Yani tipleme değil, hepsinin karakter olarak varolmasını istiyoruz…

Hikaye anlatmayı seviyor musunuz?

Seviyorum, çok seviyorum. Ben açıkçası yönetmen sineması dense de asıl hiyakeyinin sahibinin senarist olduğunu düşünüyorum. Yönetmen sadece onu başka bir yere götürüyor. Hikayenin sahibi, karakterlerin sahibi, konunun sahibi senarist. Ben de sahibi olmayacağım bir işi çekmek istemiyorum açıkçası. Başkasının senaryosunu çekme olanağım olmadı, öyle bir durumla da karşılaşmadım ama yapsam da bir şekilde sahiplenmem gerekir.

“Kaybedenler Klübü” bir anlamda bir dönem filmiydi. Kendi döneminde mitleşmiş ve sonrasında kültleşen şehirli bir filmdi. Labirent için ne söyleyebilirsiniz? Labirent’in meselesi nedir?

Türkiye’nin bugünkü durumu anlatılıyor filmde. Türkiye’de pek çok örgüt faaliyet gösteriyor. Ortadoğu ve örgüt mücadelesi konusunda Türkiye kadar bu işle mücadele etmek zorunda kalan ve bu iş için bedel ödeyen başka bir ülke yok. İsrail bile bizden arkada gelir. Bizim insanımızın bu konudaki kayıpları, mücadelesi, fedakarlıklarının bizim tarafımızdan anlatıldığı uluslararası filmler görmedim. Üstümüzde hem hükümetler, hem de örgütler bazında baskı var. Türkiye’nin bu durumunu insan üzerinden anlatmak istedim. Bedel ödeyen gölgedeki kahramanlar bunlar aslında.

Filmin cümlesi ne?

Kimliksiz kahrmanların filmi. İstihbarat dünyasında ve mesleğinde kendi kimliği ile varolamayan, hiçbir zaman ödüllendirilemeyen insanların hikayesi.

Neden böyle bir hikaye anlatmak istediniz?

İstihbarat ve casusluk hikayelerine özel ilgim var ama benim asıl çıkış noktam HSBC binasının patlaması ve İngiliz Konsolosluğuna yapılan saldırı oldu. O olaylar dünyada çok çabuk unutuldu. Sonradan El Kaide operasyonlarıyla ilgili hikayelerin kitapları ve araştırmaları çıktıkça, kimsenin hiçbir yerde İstanbul’daki patlamalar veya can kaybından bahsetmediğini, irdelemediğini, hatırlamadığını gördüm.

Türkiye gibi doğudaki ülkelerin batıda sadece istatisitik olarak görünmeleri beni çok rahatsız ediyor. Zaten filmdeki Timuçin Esen’nin canlandırdığı karakterle bir İngiliz istihbaratçı arasında geçen diyalogda şöyle bir ifade geçiyor: “Ancak sizin sadık köleleriniz olduğumuz zaman dostunuz olabiliyoruz. Kendi menfaatimizi kollamaya başladığımz anda bizi düşman olarak görüyorsunuz.” Onların istediğini yaptığımız müddetçe Türkiye müttefik oluyor. HSBC patlamasından hemen sonra bir futbol maçı vardı İngiltere ile ve ‘can güvenliğimiz olmadığı için gelemeyeceğiz’ dediler. Global terörizme karşı işbirliğinden bahsediyorlar ama Türkiye anında yalnız bırakılıyor. Kimse Londra’daki patlamalardan sonra öyle bir açıklama yapmadı, Londra normal hayatına devam etti. Türkiye ile ilgili batının gösterdiği çifte standart beni çok rahatsız ediyor…

Bizler batılı filmlerde hep batılı istihbaratçıların çömezleri olarak gösterilmişiz, ilk defa bizim tarafımızdan gösterilecek…

Zaten Türkiye’nin gösterilme şekli de filmlerde fonda hep bir ezan sesi eşliğinde oluyor.. Bu doğulu ve karanlık imajı da kırmayı hedefliyor musunuz bu anlamda?

Tabii, hem seçtiğimiz karakterler, hem gösterdiğimiz İstanbul şehri, hem kullandığımız teknoloji anlamında. Türkiye’de çekilen yabancı filmlerde Sultanahmet’i görürsünüz; biz bu filmde modernliği de vermeye çalıştık. İstiklal’de başlayıp, Kartal’da biten bir takip sahnesinde İstanbul’un değişik ve farklılık gösteren yüzünü görecek seyirci…

 

Share on Tumblr

No related posts.

Leave a Reply

*