Joshua Davis: “Yeni teknolojileri doğar doğmaz takip ederim.”

joshua davis1 (1)

BMW için özel bir araba tasarımı ve Tool grubunun kurumsal kimliği gibi çok çeşitli projeler üreten ve Adobe ve Toyota gibi onlarca uluslararası marka ile çalışan Joshua Davis, New York School of Visual Arts’da ders veriyor ve konuşmaları ve sergileriyle dünyayı geziyor. Daha önce yine Kurye Video Organizasyonu ile workshop vermek için Türkiye’ye gelen Joshua Davis bu kez Offf İstanbul kapsamında Türkiye’ye geliyor. Flash tasarımın rock starı Joshua Davis ile özel..

Bir illustratör olarak HTML koduna ilk tepkiniz ne oldu? Anında yeni olasılıkların kaynağı olarak gördünüz mü? HTML’i tanıma süreciniz nasıldı?

Bu ilk soruyla ilgili problem HTML kodu değil. HTML’i ilk olarak 1994-1995 yıllarında web siteleri inşa ederken kullandığım bir şeydi. Şimdi sadece kod kullanıyorum. Ve bu kod her zaman HTML kodu değil. Üzerinde çalıştığım birçok projede ya “processing” ya da Flash ActionScript kullanılıyor. O yüzden, Flash 4 ilk çıktığı ve ActionScript’i tanıttıkları zaman ilk tepkimin ne olduğunu söyleyebilirim? Çok ani idi. Kağıt ve kalem kullanarak çizmekten çok daha hızlı ve dinamik bir şekilde kod kullanarak çizebilme fikri vardı. Tabii, kod kullanarak yaratma, sanat yapma fikrinden dolayı yeni bir heyecan vardı.

Süreç nasıldı?

Flash’ı Flash olarak tanımlamalarından çok daha önce kullanıyordum. O zaman Future Splash Animator deniyordu. Ben şanslı adamlardan biriyim, 1994-1995 yıllarında nette buldum; web teknolojilerini erkenden benimsedim and 1994’den beri sürekli gelişen teknolojiyle beraber büyüdüm. Bu yüzden de sık sık çok şey geliştiğine ve endüstriyi tanımak için çok şey bilmek zorunda olduğuna dair şakalar yaparım; benim için bu teknolojilerin büyüme süreci biraz yavaştı. Yeni teknolojileri doğar doğmaz takip ederim. Yani süreç buydu.

Çağımızda bir illüstratör için elle çizmek hala önemli midir?

Kesinlikle! Yaptığım herşeyi elle çizerim. Aradaki tek fark kağıt üzerine elle çizim değil, Wacom tablet üzerinde elle çizim olmasıdır ki, dijital olarak kayıt edilebildiğinden yaptığım programlarla kullanabiliyorum. Ayrıca bu konuda söylenecek bir şeyler olduğuna inanıyorum. Yaptığım jeneratif çizimlere bakarsanız, herşeyi, küpler, daireler, şekiller, ama herşeyi elle çiziyorum… Orada analojik bir hassasiyet olduğunu ve bunun da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yani evet, elle çizim hala çok önemli.

Bir tasarımcı olarak teknolojik gelişmeleri yakalamak ve bu gelişmelere uyum sağlamak konusunda üzerinizde bir baskı hissediyor musunuz?

Buna hem evet hem hayır olarak yanıt vereceğim. Evet, çünkü teknolojiye değiştiği/geliştiği anda uyum sağlamak zorundasın, çünkü kum bahçeni biraz daha büyüteceğini, genişleteceğini ve geçmiş yıllardan çok daha iyi fikirlerle gelebileceğini biliyorsun. Ama hayır, baskı hissetmiyorum da diyebilirim çünkü söylemek istediğim ve yapmak istediğim bir sürü fikir beynimde oluşuyor ve beynim güncelleyebileceğin bir şey değil… Evet, teknolojiyi yakalamak zorundasın ama teknoloji senin beynini kullanmanı/kısıtlamanı engellememeli. Gerçekten de heyecanın oluştuğu yer beyindir. Teknoloji sadece benim kafamdaki fikirleri gerçekleştirmemi sağlayan bir araçtır.

Flash’da benzersiz ve şaşırtıcı sonuçlar elde etmenin sırrı nedir?

Hiçbir fikrim yok. Her gün uyanıyorum ve bir şeyler yapıyorum. Bunların bazıları iyi, bazıları başarısız. Bir sırrı olup olmadığını bilmiyorum, demek istediğim takip ettiğim hiçbir trend yok; sadece bir şeyler yapıyorum, belki sır oradadır; sevdiğin şeyi yapmak. Ben de bunu yapıyorum. Her gün uyanıyorum ve yapacaklarım, şekiller, renkler ve bunları gerçekleştirme konusunda düşünüyorum. Onları gerçekleştirdiğim zaman akşamları başımı yastığa koyup dinlenebiliyorum. Biliyorum ki beynimi bombalayan bütün bu fikirler artık ortada. Sanıyorum sır kendin olabilmek, ve istediğin şeyi yapabilmek. Bütün güç orada…

Bir tasarımcı olarak BMW, Atlantic Records veya Motorola gibi markalar için çalıştığınız zaman ne kadar özgürsünüz?

Çok! BMW için neredeyse yapmak istediğim herşeyi yapabildim. Ama bunun böyle olma nedeni çabadır. Kendi sesini bulman. Sesini bulup, kendi izleyicini yaratıp, kendine karşı dürüst olup, yarattığın şeylerin güzel olduğna inanırsan, insanlar seni bütün bunları yapman için işe alırlar. Aslında büyük bir sır değil; birçok insanın bunu yapmamasına şaşırıyorum. Çalıştığım markalar aslında markalarının açısından ne yapmaları gerektiğini düşünmem için  bana geliyorlar.

‘Flash to the Core’ kitabınızın yayınlanmasından beri tasarımda ne değişti?

Çok şey! Flash to the Core Flash 5’di, şimdi CS5’e geldik, yakında Flash 11… Çok fazla şey değişti. Kitabı yazdığım zamanlarda interneti ilgi çekici, interaktif ve üç boyutlu ortamlar sergilemek için nasıl kullanacağımızı daha yeni yeni keşfediyorduk. O sırada gerçekten deneyimleme aşamasındaydık ve yaratılan birçok şey deneyim güdümlüydu. Şimdi bunların bir çoğu kenara atıldı. Sanıyorum biz deneme safhasını geçtik ve insanlar artık interneti bir dizi standarda göre kullanmak istiyor. Mesela insanların hayatlarını anlattıkları Twitter, Facebook gibi sosyal ağlar şu anda çok populer. Yani, Flash to the Core’dan beri çok şey değişti. Flash to the Core bu deneyimi çevirimiçi uygulamaktı, şimdi Flashiness’den (Gösterim) çok içerik ve mesaj önemli.

Bir proje üzerinde çalışırken ruh haliniz nasıldır? Günlerce ufak bir detaya takılır mısınız örneğin? Tasarım belli bir derece takıntı gerektiren bir meslek midir sizce?

Evet! Evet! Ben öyle takıntılı biriyim ki, senin bu kelimeyi kullanman çok şaşırtıcı. İki yüz farklı şey oluşturduğum bir program yazar ve sonra da bu oluşturduklarımın her birine ikiyüzüncü kere tek tek bakarım—acaba şunu şuraya mı alsam, farklı bir renk mi kullansam diye. Ancak bunu yaparken bir anlamda tasarımın chi enerjisini de ortaya çıkarıyorum, enerji akışına yol açıyorum. Eğer detaylara takıldığımı hisserdersem, o zaman parlayacak tek şey kalitedir.. Evet, detaylara takıntılı birisiyim. Belki de gereğinden fazla. Tasarım belli düzeyde takıntı gerektiren bir meslek, doğru. Çünkü tasarım kamunun tüketimi içindir; kamu tarafından tüketilecek bir marka için bir şeyler yapmaktır. Bu da, belli bir inceleme düzeyi demektir. Oysa sanatta bu yoktur. Eğer bir sanat eseri yaratıyorsan, o yaratılan sanatı sevmesi gereken tek kişi sanatçının kendisidir. Eğer biri kalkıp, ‘bunun fonksiyonunu sevmedim’ dese de, sanatçının kendisi hoşnut olduktan sonra kimsenin umrunda olmamalı. Tasarım bu kurallara uymaz, tasarımın kendine özgü kuralları vardır. Kamu için tasarlıyorsun; ince eleyip sık dokumalısın. Sanırım, iyi bir tasarımcı olabilmek için bıkmadan takıntılı olman gerekiyor.

Röportaj: Deniz Ülkütekin


About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com