Bugün “Test Yayını”na geliyor musunuz?

Murat Pulat bugün başlayacak 3. kişisel sergisi “Test Yayını” ile ALAN İstanbul’da! Cut Magazine’nin sorularını yanıtlayan sanatçı, televizyon ekranı ve sinema perdesi ile izleyici arasındaki ara yüzde kendisini gösteren imgelemin resimlerini sunmaya devam ediyor.

Çalışmalarınızda kullandığınız tekniği biraz anlatır mısınız?

Çalışmalarımda, adeta belirlenmiş bir alanı merkezden ya da merkezden yayılan az ya da çok bir nicelik yığınıyla dolduruyorum, diğer bir değişle, onlar belirlenmiş bir uzay parçasını (tuvalin yüzeyini) kaplıyorlar. Birim elemanlar şeklinde organize olan ardışık dizilimli boya katmanları, homojenmiş gibi algılanıp, dokuya dönüşüyor. Her biri birbirinden farklı olmasına rağmen bu ritmik dizilimler belli bir mesafeden aynılaşarak, mevcut bir yayılım sisteminin oluşturduğu, bir bütünsel imajı algılamamızı sağlıyor. Merkezden dışarı doğru dairesel açılan bu yayılımlar, sesin yayılma prensibi gibi kendi bağlı bulunduğu uzayı dolduruyor ve tüketmeye yöneliyor. Ne var ki bağlı olduğu uzay tuval yüzeyi olması bakımından, ne kadar öyle anlaşılsa da edilgen bir homojenlik göstermiyor. Bu yayılım organizasyonunun içine direkt müdehalede bulunuyor ve onu kesintiye uğratıyor.

Bu tekniğe ilginiz ve merakınız nasıl oluştu?

Boya katmanlarının, çıplak göz algısının dahi ihmal edemeyeceği, rölyefsel üç boyutluluğundan dolayı ışığın ya da algılayan kişinin konumsal farklılığına bağlı olarak da zengin değişimler göstermesini istedim. Resimlerim bakış açısına ya da ışığa göre, bütün bir imaj iken, kimi kez de tuvalden taşan, engebeli, topoğrafik yüzeylere dönüşebiliyor. İmajın enformasyonunu kesintiye uğratmak gayesi de diyebiliriz. İçi ısınmış bir yüzeyin  bir yeri kararıp yanarken, başka yerleri soğuyup, şeffaf camsal parçalara dönüşüyor.

Kreatif ve görsel referenslarınız neler öğrenebilir miyiz?

Çoğunlukla filmlerin imajlarını kullanıyorum özellikle de Godard filmleri önemli bir yere sahip. Godard’ın filmlerinde olduğu gibi yine, harflerin, kelimelerin ehemmiyetli bir yeri var; harfler birer gösterge olarak forma ve içeriğe ait olarak çalışıyor. Renklerdirdiğim zaman ise, kimi zaman siyah beyaz film karelerinden oluşan imajlara renk verilen nesneleri kullanıyorum. Nesneler sanki siyah beyaz fon üzerinde renkleniyor gibi. Kimi zamansa bir dokunma duyusu yaratırcasına örülüyorlar…

Yarattığınız eserlerin kreatif sürecinden biraz bahseder misiniz?

Karşılaştığımız formun hangi yöntemlerle oluştuğunu kolayca öğrenebilecek algı yeteneğine tamamen sahip olmamamıza rağmen, bir görüntüye bakarken, o görüntünün neden oluştuğunu, onu kuran bağıntılarına  dalıp gitmeyiz. O biçimi seyretmek ve onun üzerine bir şeyler hissetmek ya da birşeyler düşünmekle yetiniriz. Yapılarını ve onları oluşturan uzamlı parçaları pek düşünmeyiz. Bu düşünceler etrafında başladı ilk fikirlerim. Yeni çizgiler, yeni bloklar renk blokları icat etmek istedim.

Yeni bir estetik arayışı diyebilir miyiz?

Varlık parçasını bir tür yayılım bir tür birleşim olarak alıyorum, her varlık parçasının ayrışmanın aksine, birleştiğini görüyorum. Bu yayılımın sınırlarını belirlemek zor; algıda varlık alanının sınırlarına doğru bir kayıp yaşanıyor. Yayılımlar merkez ya da birçok merkezden gerçekleşebiliyor. Her iki durumda da yayılımların bitişi bir ses dalgasının uzaydaki bitişi gibi, gittikçe azalıyor ve eriyor. Bu da bize kesin sınırlar duyumundan farklı bir duyum olanaklarını düşündürtüyor…

Seçtiğiniz imajları işlerinizi ve tekniğinizi göstermek için araç olarak kullandığınızı söylemişsiniz. Peki neden popüler kültür ikonları, öğrenebilir miyiz?

Popüler kültür ikonlarına ben ısınmış imajlar diyorum. Bu imajlar süreç içinde kesintili ya da kesintisiz olarak bedenimize giriyorlar, çıkıyorlar, yansıyorlar ve içkinleşiyorlar. Anna Karenina’nın imajında oynadığım zaman, o artık benden çıkan, öncesinde beden makinesinin içinde müdahaleye maruz kalan ve dışarı atılan yeni bir duyuma dönüşüyor.

Eğer biz ısınmış imajlardan kaçamıyorsak, onları bizim karakteristik duyumlarımızla uyuşturabiliriz; bizimle birleşmeye belirecek ortak duyumlar geliştirebiliriz… Elbette seçilen imajlar da rastgele seçilmiyor. Öznel bir estetik beğeniyle, sahnesinin kuvvetli olduğunu düşündüğüm imajları, kendi sinema kurgusunun içinden çekip alıyorum…

“Test Yayını” 4 Ekim 2012 – 3 Kasım 2012 ALAN İstanbul’da.

[nggallery id=77]

 

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com