“Holy Motors” yüksek sinema mı, hokuspokus mu?

13 yıl aradan sonra kamera arkasına geçen yıldız yönetmen Leos Carax’ın (“Köprü Üstü Aşıkları”) !f İstanbul‘un 14 Şubat’taki açılışında görücüye çıkacak olan son filmi “Holy Motors/Kutsal Motorlar”, eleştirmenleri ikiye böldü. İyiden kötüye bir skalada, Der Spiegel’in “methiyesini” sizin için serbest olarak derledik.

Leos Carax dijital evrenden nefret ediyor. İnsanların bilgisayarları önünde yaşamalarından veya cep telefonlarının hayatlarına yön vermesinden de. Nereden mi biliyoruz? Çünkü Carax, Cannes’daki “Holy Motors” prömiyerinde tüm utangaçlığına ve çekimserliğine rağmen bu sözleri etti ve basında yer aldı.

Carax’ın Denis Lavant, Kylie Minogue ve Eva Mendes’i bir araya getirdiği filminde, Denis Lavant’nın canlandırmasıyla hayat bulan Monsieur Oscar’ın bir gününe tanıklık ederiz. (Bu arada Lavant “Köprü Üstü Aşıkları”nda da oynamıştı.) Oscar her gün çeşitli rollere bürünen bir oyuncudur. Örneğin filmin başında, sabah beyaz bir limuzine binen ve yaşlanmakta olan kibirli üst düzey bir iş adamıdır.

24 saatlik garip bir ajandayı takip eden Oscar’ı, farklı kişiliklere bürünürken, kimi zaman kayıtsız jestler ve sancılı inlemeler içinde görürürüz. Çok geçmeden de, onu Paris sokaklarında dolaştıran, ilgili ve katı kadın şoför Céline’nin (Edith Scob) kumandasındaki limuzinin, aslında gardrobunu ve eşyalarını da beraberinde taşıdığını öğreniriz.

Oscar’ın kılık kıyafeti sürekli değişmektedir. Pont Neuf’deki kambur dilenci, mezarlıkta bir Topmodel’in (Eva Mendes) kucağında gidip gelen (Victor Hugo göndermeli) çıplak ve iğrenç mahluk (Leprechaun), kız babası küçük burjuva, Motion-Capture takımlı erotik fantezi oyuncusu… İhtişamlı ve “burlesque” bir sahnede akordeon çalan adam olduğunda ise öğlen yemeğinde olan Oscar’a bir sirk ordusu eşlik etmektedir.

Bütün bu olup bitenler kişilik bölünmesi içinde olan birinin rüyası mıdır? Yoksa bu olanlar, hepimizin çeşitli iş yerlerinde, aile içinde, Facebook’da, bilgisayar oyununda çeşitli roller üstlendiğimiz, saklandığımız, dönüştüğümüz, her bölünmede gerçek yaşamın ta kendisini yaşadığımız dünyayı kafkaesk bir biçimde yorumlamamızla bir mi?

Carax’ın gerçekdışı dünyasında her şey aynı zamanda otantiktir de: Giderek yorgunlaşan Monsieur’nün gerçekleştirdiği rollerin hepsi bir başka hikayeyle paralel gider ve kendini başrol oyuncusunun bir sonraki randevusuna koşturmasına dek vareder. Yoksa öyle değil mi?

Carax sahnelerinin gerçeklikle ilgili sorularının cevaplarını açıkta bırakıyor. Aldous Huxley ve Philip K. Dick tarzında distopyalar kurup, “The Matrix” motifleriyle genç meslekdaşı Gaspar Noë (“Enter The Void”) gibi sürreal kafalarla insanın hayattaki biteviye rollerinin bir hükmünün olup olmadığına dair tutuk ve melankolik sorular soruyor…

(Derleyen: Erel Eryürek)

 

 

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com