Oscar, Gravity, Fadik & Other Special Effects

1932426_637591526277762_1599381857_n 1798372_637591596277755_1454051551_n

Şaşalı Oscar töreni bir kez daha “ertesi gün sendromu”nu ziyadesiyle hissetirerek rüzgar gibi geçti. Rüzgarın en güzel tarafı Ellen “D’ejenerasyonu”yla büyük bir zevkle sabahı karşılamamız oldu, dağıttığı pizzaların tadını bilmesek de, üstümüze boca edilen “Gravity” sosundan daha hafif olduğu kesindi.

Canım ülkemin Oscar Komitesi’nin TV’de uykuya geçiş evresini görerek başımızı göğe erdirirken, başta gergin, gece ileredikçe açılan Ece Sükan ve tek falsosu Ebru Gündeş geçmişi olan Osmantan Erkır, kuru anlatımı bilgisinin önüne geçen ruh sıkıcı Mehmet Açar, eli ve yüzü arasında özel bir ilişkisi olan (dokunması… anlayamazsınız), gerçek hayatta daha neşeli olma umudu barındıran Murat Özel ve komiteye Los Angeles’tan katılan ve yeni bir filme başlamadan peridontal bir sürece ihtiyacı olan Fadik Sevin Atasoy’la tören su gibi geçti.

Anladığınız üzere, asıl konuya giremiyorum çünkü canım sıkkın ve de sonuçlardan pek memnun değilim. Evet bizim komitenin de tespit ettiği gibi “Gravity” sinema için yeniydi, değişikti, vizyonu muhteşemdi ama benim ödüllerim “Dallas Buyers Club” ve “Her” filmineydi. İkisi de bu sene beni en çok etkileyen filmlerdi ve daha fazla ödülü hekediyorlardı.

“En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülünü “12 Years A Slave” filmiyle alan Lupita Nyong’o ödülünü almak için kalktığında, Brad Pitt ve Angelina Jolie çiftinin bakışlarındaki “evlat edinelim” ifadeleri de benim tarihime geçti.

Gravity, ‘bir sonraki dalda da alırsa bileğimi keserim, yeter be!’ derken “En İyi Film” Oscar’ını “12 Years A Slave” aldığında, gecenin silinmez anlarından biri olan, Leonardio Di Caprio’nun “bu da mı gol değil” hüznü, gündüz uykumu bile kaçırdı.

Kendi alanım müzik olduğu için beni oldukça hayrete düşüren, Frozen animasyon filmiyle “En İyi Şarkı Oscar’ını” alan “Let It Go” oldu. Canlı performansında Idina Menzel’in “high tone”lardaki detoneliği ve aşırılığını epeyce garipserken ödülü de kapmaları yazık oldu.

O dalda açıkçası “Her” filminin soundrack’i olan Karen O’nun seslendirdiği “The Moon’un” almasını isterdim, almasını beklemiyordum o ayrı.

Beni kahkahalara boğan bir diğer an ise Ellen’ın, “Acıkan var mı, hadi pizza söyleyelim” diyerek Pharell’in anlam veremediğim şapkasıyla para toplaması oldu. Pizzayı getiren kuryeyi (KESİN TÜRKTÜ!) ünlülerin arasında dolaştırırırken geçen diyaloglar ise bombaydı…

Bu sene kaybettiğimiz oyuncuların anıldığı görüntülerden hemen sonra, büyük oyuncu Bette Midler’in sahne alması, hatta sahneyi fethetmesi, bunun üzerine 1988 yapımı, hafızalara kazınan, başrolünü oynadığı “Beaches” filminin “Soundtrack”ini seslendirmesi, hepimizi derinden duygulandırdı tabi.

Ancak bana kalırsa gecenin bir tek kazananı vardı; Ellen, kendisine beslediğim platonik aşkı, kıvrak zekası, espritüelliği ve samimiyetiyle daha da güçlendirdi. Sanki arkadaşları ve bizimle (Oscar’a seyirciyi bu kadar yaklaştıran başka bir tören olmamıştır herhalde) bir pub’da eğlenmeye gelmişti ve her şey sosyal medyaya damgasını vuran “has..ktir selfie’yi kes” dedirten o olay selfie’yi çekmek için kurgulanmıştı…

Ada Sanlıman

 

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com