Silsile filmi ile ilgili bir izlenim yazısı

silsile afis

Sinemadan, parende atmasını, amuda kalkmasını ya da bungee jumping yampasını bekleyenler, Ozan Açıktan’ın Silsile’sine gitmesinler. Zira öyle bir şey yok filmde. Film, keskin ve esaslı bir hikaye anlatıyor, üzgünüm.

Silsile, yönetmenin tabiriyle “eski arkadaşlar, yeni gerçekler” filmi olmasının yanı sıra, “vitrinde yaşayanlarla, vitrine bakanlar”ın filmi aynı zamanda.

Her iki cephenin de günahları ve sevapları var. Ellerinin temiz kalması gereken bir olay örgüsü içinde tek bildikleri ise, bildikleri gibi davranmak.

2014 gibi bir tarihte İstanbul’da yaşıyorsanız, Karaköy gibi “eski bir semtte, yeni adetlerin” de hasıl olduğunu bilirsiniz; İstanbul’un süreki bir devinim, sürekli bir dönüşüm içinde olduğunu bildiğiniz gibi. Bugün şehrin sahibi olanın, yarın olmayacağını, kültürel iklimin nasıl erozyona uğradığını, hatta erozyonun kendisi olup çıktığını da bilirsiniz.

Kültürel iklim arsızlaştırırken, hayatın kuytu yerlerinde yaşam mücadelesi veren bazı insanların, bu arsızlıktan sebeplenirken sessiz, suskun ve görünmez olmalarını da ister.

Silsile görünmez olmaya itilen, üç kuruşluk değeri olmayan insanların yaşamına da ışık tutarken, o hayatların dinamiklerinin hakkından geldiği gibi haklarını da teslim ediyor. Güç dengelerini ortaya koyarken, bencillikle beslenen gücün yanına, hırsla kararan hayatlar ve ölüler bahşediyor…

Halihazırda gözlediğimiz bir tarihin içinde, yalnızca bir aşk üçlemesi olarak değil, bizi bölen, ayıran ve paranın iktidarındaki değerler içinde imkan ve imkansızlıkları tattıran Silsile, Türk sinemasının yeni nefesi, yeni sesi ve soluğu bence.

 

 

 

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com