“Michel Gondry tam bir fikir yanardağı!”

zeynep gizem

Kreatif filmciliğin dünyadaki en önemli adreslerinden biri olan, Michel Gondry’nin de temsil edildiği uluslararası yapım şirketi Partizan’da beş yılı geride bırakan Zeynep Gizem De Loecker, stajyerlikten müzik videoları departmanın başına yükselen hikayesini Cut Magazine’e anlattı. 

Partizan’da çalışmaya ne zaman ve nasıl başladınız? Biraz hikayenizden bahseder misiniz?

Çocukluğumdan bu yana Ankara-Brüksel-Paris ve ara sıra da İstanbul arasında gidip geldim hep. Ankara Hacettepe Üniversite’nde felsefe okurken dwt mandalina ajansında 2 sene boyunca reklam yazarlığı yaptım ve sonrasında Belçika’ya taşınarak IAD sinema okulunda yapımcılık üzerine eğitim aldım.

Kalbim hep Paris’e geri dönmekten yanaydı. Sonunda Paris Vincennes Saint-Denis Üniversitesi‘nde yönetmenlik okumaya gittim.

Master’ın ikinci senesinde okullarda grev vardı ve dersler yapılmıyordu. Zamanı verimli kullanmalıydım. Hayallerimin peşinden koşmaya devam etmeliyim diyerek, en sevdiğim yönetmenlerden Michel Gondry’yi temsil eden Partizan’in kurucusu Georges Bermann ile iletişime geçtim ve bir süre sonra burada staja başladım.

Staj esnasında pek çok klip, reklam ve uzun metraj projelerinde çalışma imkânım oldu fakat Michel Gondry o sırada New York’ta yaşadığı için hiç göremedim!

Staj bittikten sonra bir yandan Paris Sorbonne Nouvelle Üniversitesi‘nde sinema araştırmaları üzerine master yapıyor, bir yandan da Partizan’da farklı projelerde ara ara çalışıyordum.

Derken bir gün gelen teklif üzerine reklam yapımcılarının asistanı olarak Partizan’da temelli ise başladım. Bir süre sonra iş arkadaşlarımdan Nathalie Lapicorey ile Partizan bünyesinde temsil ettiğimiz yönetmenlerin akıllarının bir köşelerinde bulunan senaryoları hayata geçirmenin yanında, yeni yetenekler de keşfetmek için kısa film departmanını kurduk.

Ardından da Paris bürosu müzik videoları departmanının başına geçtim. Su an staj macerası dahil toplam 5 yıldır Partizan’dayım diyebiliriz.

Partizan Paris mutfağında pişen müzik ve kısa film videolarının Executive Producer’ı olarak çalışıyorsunuz. Hepimizin merak ettiği Partizan dünyası nasıl bir dünya?

Partizan’in kurucusu Georges Bermann, vizyonu inanılmaz geniş ve çok zeki bir insan. Ayrıca tanıdığım en enteresan hayat hikayesine sahip insanlardan biri!

Cebinde eczacılık doktorası olmasına rağmen müziğe ve sinemaya olan aşkından ötürü klip yönetmenliğine soyunup, ardından hiçbir benzer bir model yokken 80’lerde kurduğu yapım şirketiyle şu an dünyanın dört bir kıtasına yayılmış kocaman bir ailenin “babası”.

Partizan gerçek bir aile; farklı uluslardan yönetmenlerimizle, Berlin, Los Angeles, New York, Beyrut, Londra vb. bürolarımızdaki çalışanlarımızla, her zaman birbirimize yakınız.

Partizan ayrıca en yaratıcı ve en farklı yeteneklerin dünyası. Uzun ve kısa metraj, dijital ve TV reklam filmleri yapmamıza rağmen, video kliplerin her zaman farklı bir yeri var diyebilirim. Yönetmenlerin akıllarındaki en çılgın fikirleri gerçekleştirebildikleri alan bu alan ve bizdekiler gerçekten “kafayı üşütmüş”!

Aralarında geçtiğimiz hafta dergimizde de yayına giren “Despertar” filminin de bulunduğu pek çok kısa film ve müzik videosu yapımının altında isminiz var. Yapım süreci ve zevk vermesi yönünden bir kıyaslama yapabilir misiniz?

Kısa film ve müzik videosu yapımlarının benzer ve farklı yanları var. En temel benzerlik her ikisini de sanat aşkıyla yapıyor olmam. Fransa’da kısa film yapımları için devlete bağlı veya özel pek çok yardım sistemleri var. Bu açıdan yönetmenlerin çok şanslı oldukları bir ülke.

Uzun bir süre boyunca Türkiye’de olmasını hayal ettiğim bir sistem, fakat adı üzerinde bu bir sistem ve onun bir parçası olmak demek uzun bekleyişler ve beklentilere cevap vermek demek. Bu yüzden ortağım Nathalie ile birlikte yapımcısı olduğumuz kısa filmlerin birçoğunu bu yardımlar olmadan gerçekleştirdik. Bu da daha yaratıcı çözümlere başvurmak demek oluyor. Bu da yaratıcılıkta özgürsün ve kararı veren tek kişisin de demek oluyor!

Bundan ötürü de filmlerimizi izleyenlerden aldığımız tepkiler, çoğunlukla farklı, yaratıcı ve belli bir çizgiye sahip eserlerle dolu bir galeriyi gezme hissine kapıldıkları yönünde.

Klipler ise ayrı bir dünya. Burada müzisyenle yönetmeni birleştiren doğru evreni yakalamak, özgün ifadeler elde etmek gerekiyor.

Zevk alma süreci ise inişli çıkışlı diyebiliriz. Her iki alan için de en baştaki fikir geliştirme ve yazma süreci, çekim anı ve sonuç en haz aldığım süreçler. Bu süreçleri oldurmak için geçen ara süreçler ise tam bir meydan okuma; matematik, mantık ve uzun süren çalışma saatleri!

Özellikle Michel Gondry Türkiye’de önemli ölçüde sevilen ve bilinen yönetmenlerden biri. Herhangi bir projede birlikte çalışma şansınız oldu mu? Olduysa biraz anlatabilir misiniz?

Yıllar önce hayranlıkla eserlerini izlediğim ve inanılmaz bir istekle tanışmayı arzuladığım kişiyi tanımak ve onunla çalışma fırsatı bulabilmek gerçekten büyük bir şans.

Michel Gondry’nin New York’tan dönmesiyle birlikte Paris’teki projelerine başlaması bir oldu ve birlikte Metronomy’nin Love Letters klibini yaptık.

Öncelikle Metronomy’nin başı Joe ile şarkıyı dinledik. Michel’in uzun zamandır aklında bir fikir vardı. Makas, kağıt ve bantlarla projenin maketini yaptı ve işte bu dedik!

Michel’in bateristi olduğu, yılların ünlü müzik grubu Oui Oui’in solisti, Mood Indigo’nun da müziklerini yapan besteci, müzisyen ve çok yetenekli illüstratör Etienne Charry’nin illüstrasyonlarını ve bu seneki César ödüllerinde “En İyi Ürün Tasarımı” ödülünü alan Stephane Rosenbaum’un dekorlarını üstlendiği klibi bir günde çektik.

Michel tam bir fikir yanardağı! O fikirlerin patlayıp etrafı kaplaması ve ekibini içine çekmesi o kadar hızlı ve doğal bir süreç ki. Ayrıca ne istediğini tam olarak bilen biri, hiç vakit kaybetmiyor, eserlerinin tüm yaratım sürecine bizzat kendisi el atıyor. Onunla çalışmak gerçekten çok zevkli ve öğretici.

Sırada ise sonbaharda çıkacak müthiş bir klip projemiz var!

Bugüne kadar hangi müzisyen ve yönetmenlerle çalıştınız? 

Catherine Ringer ve Gotan Project’in birlikte kurduğu Plaza Francia, Niagara, Metronomy, Call Me Senor, Lian Ray, Wax Tailor gibi müzisyenlerle animasyon ve stop-motion’un cin çocuğu Victor Haegelin, müthiş bir görsel zevke sahip olan Mary Clerté, New York’lu ikili Hoku & Adam, shift kamera çekimini keşfeden Berlinli yönetmen çift A Nice Idea Every Day, gerçek ve hayal dünyası arasındaki çizgiyi şiirsel bir dille ve animasyonla yöneten Steven Briand, çektiğimiz filmiyle Cannes Festivali’ne gittiğimiz komedi hakimi Stephen Cafiero, genç ve duygusal İsviçreli yönetmen Mathieu Cacheux, farklı ve derin düşüncelerle dolu Alman Maximilian Villwock gibi yönetmenler bunlardan bazıları (bkz: www.partizan.com)

Türkiye ile ilgili düşünceleriniz ve bağlarınız nasıl? Örneğin İstanbul’da çalışmayı hiç düşündünüz mü?

Türkiye sözü açıldı mı veya bir şekilde sözü Türkiye’ye getirmeyi (yine) başarabildim mi saatlerce konuşabilirim! Hatta o kadar ki, çevremdeki çoğu kişi sonunda soluğu Türkiye’de aldı. Türkiye’yi çok seviyorum ancak iş yoğunluğu sebebiyle ve merakımı perçinleyen, görülecek o kadar çok ülke olması nedeniyle ancak senede bir kez gitme fırsatım oluyor.

Bütün ailem orada ve onları özlüyorum ama bir yandan da kendimi hiçbir yere bağlı hissedemiyorum. Farklı ülke ve kültürleri tanımak, sevmek ve öğrenmek hayattaki en büyük amacım. Sanırım ben bir gezginim ve “ne iş yapsam?”dan önce “nereye gitsem?” diye düşünüp hareket ediyorum. Hayatımı nasıl düzenleyebilirim ki hiçbir yere bağlı olmadan, sürekli gezgin halde olabilirimin peşindeyim.

Partizan’da çalışmakla ilgili deneyimlediğiniz pek çok ilginç şey olmuştur muhakkak. Bizimle paylaşırsanız seviniriz.

Her yapım süreci başlı başına bir macera. O kadar renkli ve değişik insanlarla çalışıyorsunuz ki 7/ 24 akıl almaz durumlarla karşılaşıyorsunuz.

Shunpo kısa filmini çekmek için ekibi Tuz Gölü’ne gönderdik. Çekim sabahın ilk ışığında olacaktı; dolayısıyla çok erken kalkmak gerekiyordu. Ancak yönetmen Şereflikoçhisar’daki otel odasında kilitli kaldı!

Biz bütün oteli ayağa kaldırıp kapısını açtırmakla uğraşırken, o, odasında çekimi uzaktan yöneterek, oyuncusuna ve kameramanlarına aklından geçenleri not ettiriyordu. Sonunda kapı açıldı. Ayrıca, filmin Paris çekimlerinde kiraladığımız yapım aracını gece boyunca graffiti artistleri baştan sona tag’ledi!

SHUNPO from BURAYAN on Vimeo.

Zygomatiques filmini 4 günde çektik. İki günü Oscar Niemeyer’in mimarı olduğu ünlü Komünist Partisi’nin merkez binasındaydı. Çoğunlukla ünlü defilelere kiralanan mekanın fiyatı astronomikti. Ancak projemizi sevmişlerdi ve çekim izinlerini almak amacıyla görüştüğümüz kişi bize uygun bir anlaşma imkânı veriyordu.

Bu şahıs tam bir Oscar Niemeyer hayranıydı ve odasının her yeri onun tablo ve resimleriyle donatılmıştı. Görüşmelerimiz oldukça iyi gidiyordu ve el sıkışmak üzereyken Niemeyer vefat etti! Bunu izleyen günler oldukça stresliydi. Kimse bize cevap vermiyordu; büyük bir yasa boğulmuşlardı… Son anda iznimizi almayı başarabildik.

Trailer ‘Zygomatiques’ by Stephen Cafiero (VOST) from Partizan on Vimeo.

Kariyer planınızda sırada neler var?

Şu an beni en çok heyecanlandıran projelerden biri, 3 boyutlu stop-motion animasyon tekniğiyle Ağustos ayında çekeceğimiz bir kısa film projesi.

Ardından Berlin’de bir klip ve Kanada’da bir başka kısa film çekeceğiz. Geniş çaplı düşünürsek de sürekli öğrenmek, yeni yetenekler keşfetmeyi sürdürmek ve yaptığım işi geliştirmek diyebilirim.

Bir de kişisel projelerime daha fazla vakit ayırıp onları da kariyer projesi haline getirebilmek istiyorum…

 

 

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com