“Rastlantı yok; kontrol sadece bir ilüzyon”

 

see+olivia LA Jpeg

Urban Art konusunda dünyanın sayılı sağlam galerilerinden biri olan Circle Culture Gallery’de 28 Temmuz’da biten son kişisel sergisi “Nothing is what it seems” ile büyük sükse yapan ABD’li sanatçı Olivia Steele Cut Magazine’in sorularını yanıtladı.

Olivia Steele,  Circle Culture Gallery Hamburg’da 25 Haziran-28 Temmuz 2014 tarihlerinde yer alan, yeni neon çalışmaları ve fotoğraflardan oluşan solo sergisi “Nothing is what it seems“*in bitiminden hemen sonra sorularımızı zevkle yanıtladı.

Bize son sergi projeniz “Nothing is what it seems”den biraz bahseder misiniz?

“Nothing is What it Seems” içinde bulunduğu transformasyon sürecinde tekrar meydana gelen hissiyatlarla kendisini ifade eden bir koleksiyon. Bu sergi doğada hazırladığım ilk filmim/ video art projem “Out of The Wild”ın hazırlanışının filminden seçilmiş “unique” fotoğraflar ve neon enstelasyonlar içeriyor. Film annemin bir hikayesini, doğayı ve ölümden sonra yaşamı konu alıyor.

Sergi bir anlamda aldığım paha biçilmez hayat dersleri ve bırakmam gereken çok sayıda kıymetli şeylere dair bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Son yıllar beni daha spritüel bir yola; doğaya ve kendi içime doğru sürükledi. Bütün cevapların içimizde olduğu gerçeğini gördüm.

Bu sergiyle ilgili esas motivasyonunuz neydi?

Aslında çok basit, iki yıl önce gizemli bir şekilde kaybettiğim babamın trajik ve inanılması güç gelişmelerle dolu ölümüne anlam bulmaktı. Hayatın bize gerçekten önemli olanı gösterme şekli var. Edindiğim tüm deneyimler bana “Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil”i gösterdi.

En çok neye kızarsınız? En çok neden mutlu olursunuz?

Kızarım: Haksızlık, yozlaşma ve ihanet beni çıldırtan üç şey. Ve de ironik olan, kişisel düzlemde daha çok yeni deneyimlemek durumunda kaldığım üç şey aynı zamanda.

Mutlu olurum: Üretirken ve yaratırken en mutlu benim. Meditasyon gibi. Kendimi en pür ve saf halimle yaşıyorum ve ruhum besleniyor. Mutlu anlarımın büyük patronları senkronizm ve dans.

En çok neden korkmalıyız?

Hayatımı tek korkulması gereken şeyin korkunun kendisi olduğu düzeninde yaşıyorum. Eğer daha kavranabilir bir konsept seçecek olursam, o zaman FDA ve Monsanto derim. Çünkü onlar yiyeceklerin ve drug’ların güvenliliğinden sorumlular ama kalplerinde bizim iyiliğimizi düşündüklerini sanmıyorum. Bizi öldüren de marketlerden aldıklarımız.

Gündelik hayatınızda kültürü nasıl tüketiyorsunuz? Herhangi bir rutininiz var mı?

Bit pazarlarına bayılıyorum ve sıkça gidiyorum. Deli bir seyahat ajandam olmasına rağmen, dünyanın neresine gidersem gideyim, hazineler bulduğum lokal dükkanlara gitmek için vakit ayırıyorum. Seyahatlerimde yemek, müzik, dans ve zihin açıcı deneyimler edinmek anahtar bileşenlerim.

Rutinlerim ise şöyle: Her sabah limonlu su içmek, köpeğim Patron’u yürüyüşe çıkartmak ve Acro Yoga.

İnsanların en çok neye inanmalarını istiyorsunuz ve neden?

Rastlantı diye bir şey yoktur ve kontrol sadece bir ilüzyondur ki son sergimde iki işimde bunu söylüyorum.

Değer nedir? Para nedir?

Değer göreceli bir şey olsa da değerli ve önem taşıyan bir konsept. Para bir araç ve kölem, efendim değil.

Hangi konuda fikrinizi değiştirdiniz? Neden?

Yaşamla ilgili bütün felsefem son iki yıl içinde bütünüyle kaydı. Sanırım fikrimi değiştirdiğim en büyük şey aile kavramıyla ilgili. Bazen içine doğduğun ailenin, birlikte gömüleceğin aile olmayacağı gerçeğini kabullendim.

Mevcut ailemin, özellikle babamı kaybettikten sonra, benimle hiç ilgisi olmadığı hissindeyim. Öyle ki kontrol ve ego gibi kavramlar da bambaşka bir önem ve boyut kazandı.

En tehlikeli fikriniz ne/neydi?

Nashville Tennessee’deki Mason’s Lodge merkez binasına dev bir gerilla projeksiyonu yapmak. Binanın üzerine el yazısıyla yazılmış tek bir ifade yansıtılacak. Böylece son söz benim olacak ve bu benim için kapanış demek.

Doğru olduğuna inandığınız ama kanıtlayamadığınız gerçek nedir?

Namuslu ve dürüst olmak, “Eğer bir karar veriyorsan, evren olmasını sağlıyor”. Ben karmaya, enerjiye, duaya ve inancın gücüne inanıyorum. Hepimiz birbirimizin uzantısı ve aynasıyız. Hayatta başımıza gelenler düşüncelerimizin sonucudur. Elbette bu söylediklerimi kanıtlayamam ama hepsi enteresan bir şekilde birbiriyle ilintili.

İnternet düşünme şeklinizi ne yönde etkiledi?

Ahhh. İnternet! İki ucu kesin bıçak. Hem iyi hem bela. Ama ben her zaman olumlu tarafından bakarım. Zihin açıcı ve güç verici bilginin yayılması, dünyanın nasıl çalıştığıyla ilgili anlaşıyımı etkilemesi ve yaşadığımız gezegende insan olmakla ilgili ışık tutması açısından önemsiyorum.

İnternette ulaştığımız bilgi evde ya da okulda öğrendiklerimizin tam zıttı. Bütün bu bilgiler ana akıma dönüştükçe, ulaşılabilir ve çarpıcı biçimlerde önümüze serildikçe minnettar oluyorum.

İnternet ve sosyal medyanın sunduğu gerçeklik ve transparanlıktan tüm dünya nasipleniyor. İnternet değişimin en anlamlı katalizörü diyebilirim. Son söz olarak:

Çürüyen toplumlarda sanat, eğer dürüstse, bu çürümeyi de yansıtmalı. Ve eğer sosyal anlamda işlevsel olmak istiyorsa, dünyaya değişebileceğini göstermeli ve yardımcı olmalı. 

*”Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil”

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com