“Sanatçılara asi fazlalık demeyi seviyorum”

ezgibakcay

Bayramdan kısa bir süre önce İstanbul kültür-sanat ortamının yeni nefes alanı Muse İstanbul’daki Bergsen & Bergsen Galeri’de açılan “ben hep bir AzFazla” sergisinin küratörü Ezgi Bakçay ile konuştuk.

İstanbul kültür-sanat ortamına renk katan, kurucularının ilham ve kaçış noktası olarak ifade ettiği, özellikli ve incelikli Muse İstanbul‘un içinde yer alan Bergsen & Bergsen Galeri, 30 Eylül’de “ben hep bir AzFazla” karma sergisiyle yeni sezona başladı.

Ayşe Kurşuncu, Arzu Arbak, Bahadır Yıldız, Cem Ersavcı, Evren Erol, Işık Özçelik, Meliha Sözeri, Nur Gürel, Özgür Demirci, Serenay Şahin, Serkan Yüksel, Sevgi Yaman ve Uğur Çolak’ın işlerinin yer aldığı “ben hep bir AzFazla” “insan insandan sonsuzca fazladır” cümlesinden yola çıkan serginin küratörü Ezgi Bakçay sorularımızı yanıtladı.

Öncelikle kendinizi biraz tarif eder misiniz? 

Sinema, heykel, sosyoloji okudum. Bu gezgin halim devam ediyor. On yıldır hayatın çok farklı yerlerinden, farklı mesleklerden insanlarla sanat kuramları üzerine çalışmalar yapıyorum. Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim görevlisiyim. Yaptığım en değerli işlerden biri bu. Sanat alanında kolektif, bağımsız, disiplinlerarası üretim ve paylaşım koşulları yaratmayı önemsiyorum, bu amaç için ciddi zaman harcıyorum.

Küratörlüğünü yaptığınız başka projeler hangileri? 

En son, Milano’da, Gönül Nuhoğlu’nun son kişisel sergisinde küratördüm. Sergi, tarihi Trezzo şatosunda yapıldı. Mahzenlerinden, kulelerine kadar, dev bir şatosunun içinde yerleşmeye çalışmak, mekan ve işler arasındaki ilişkileri düşünerek günler geçirmek çok etkileyici bir deneyimdi.

“ben hep bir AzFazla” sergisinin küratörlüğüne başlarken ve seçkiyi oluştururken nasıl bir yol izlediniz?

Uzun zamandır takip ettiğim, sanata ve hayata yaklaşımlarında ortak noktalar bulunan on üç sanatçı ile bir araya geldik. Geniş bir bağlam içinde, psikanaliz, estetik, siyaset bilimi ve sosyolojide fazlalık, artık, atık kavramları üzerinden uzun uzun sohbet ettik.

Kavramın zenginliği hepimizi bir başka noktadan yakalamıştı. Sergi fikri oluşur oluşmaz mekanı gördük. İstanbul’da nadir bulunan genişlikte bir sergi alanı Muse. Bu sayede sanatçılar birden fazla işle sergiye katıldılar. Böylelikle konuyu rahatça kuşattılar, işlediler, derinleştirdiler. Sonuçta çok zarif ve katmanlı görsel, imgesel diyaloglar oluştu.

Bu sergide, malzemenin, formun, hareketin, ışığın etkisinin ve üretici elin “kendinden fazlasını” üreten gücünün, güncel sanat alanında yeniden parladığını düşünüyorum.

Sergi bizi bir manifestoyla/metinle karşılıyor. Cem Ersavcı’ya ithaf edildiğini öğreniyoruz kitapçıkta.

Manifesto demek doğru değil; tam tersine geçirgen, aksak, çok anlamlı, karşıt anlamlı bir metin. Sanatçıya sergi için yol göstermek gibi bir kibri yok. Yolların çeşitliliğine ve sonsuzluğuna, övgü niteliği taşıyor. Böylece her şeyden önce sanat pratiğinin özgürleştirici potansiyelini tartışmaya açmayı deniyor.

Evet, serginin bütünü Ağustos ayında motosiklet kazasında kaybettiğimiz arkadaşımız Cem’e ithaf edilmiştir. Cem’le aynı atölyeyi paylaşıyorduk. Diğer birçok işte olduğu gibi, bu sergide de sürecin başından beri bizimleydi. Şuna eminim, Cem Ersavcı’nın fotoğrafları hak ettiği biçimde izlenip, değerlendirildiğinde, onun “kişisel belgeselleri” Türkiye fotoğraf alanını değiştirecek.

Joseph Beuys ile Michael Ende arasında geçen ve kitaplaşan efsanevi konuşmada Beuys, sanatın anlaşılmaz olduğundan bahseder; insanda yaratacağı etkiyi önemser ve sanatın değerinin ve görevinin ancak böyle anlaşılabileceğini söyler. Katılıyor musunuz?

Sanatın değerini, siyasi anlamını, estetik sözcüğü ile açıklarım. Emeğin ve bedenin sömürüsünün, iş bölümünün, yabancılaşmanın üzerini örten anestezik toplumsal uzlaşmaların, duyusal aşınmaların sarsılmasıdır estetik. Bedenin duyusallığının hegemonik örgütlenmesinde bir bozulmadır.

Sanatı bakışta, dilde, eylemde; ölçülebilir, denetlenebilir ve işlevsel olandan bir fazlalık ya da eksiklik gibi düşüyorum. Sanat ancak bu koşulda siyasidir.

Bu anlamda ve sanat ve politika ilişkisi bağlamında “ben hep bir AzFazla” sergisinin nasıl okunmasını istiyorsunuz?

Sanatın siyasi gücü uyuşmazlık yaratmasıdır. Bu uyuşmazlık muhalefeti de tedirgin eden, onu iktidarın yörüngesinden çıkaran bir sürekli eylemlilik ve canavarsı öznellik, hiçbir zaman özneleşmeme, hiçbir şekilde özdeşleşmeme halidir. İşlevsel  ve akıllı olanın düzeninden sürekli bir kaçıştır, güvencesiz, tekinsiz bir iştir.

Bu demek oluyor ki her zaman kendini yenilemek durumunda, duyusal diriliğini korumak için yeni tüneller kazmak zorundadır.

Bir dönem son derece devrimci olan sanat yapma stratejileri zamanla siyasi gücünü yitirir, uzlaşır.

Bu sergi, elle ve bilekle, atölyenin çalışma disipliniyle, Türkiye’de sanat yapma mucizesine, dengenin, kütlenin, hacmin, formun, rengin mucizeleri ekleniyor.

İnatçı ve sabırlı bir emek sürecinin ürünleri, izleyiciyi açıklama metinleri olmadan sanatı deneyimleme, estetik deneyimi yaşama fırsatına kavuşturuyor.

Güncel politik meselelere son derece duyarlı bir sanatçı grubu, fikirlerini güncel sanatın artık üzerinde uzlaşılmış temsil kodları, imge ve anlam ilişkileri dışında bir yerde göze getiriyorlar. Ben buna formun, rengin, hareketin içindeki asi fazlalık demeyi seviyorum. Sanatçıların, toplumların biçimlerini istikrarsızlaştıran, asi fazlalar arasında yeri olduğunu düşünüyorum.

Bugüne kadar en çok heyecan duyduğunuz ve içinde yer aldığınız proje hangisiydi?

En çok heyecan vereni, şu an içinde bulunduğum kooperatif fikri. Bir grup sanatçı ve sanat kuramcısıyla birlikte, bir süredir dayanışmacı, alternatif ekonomi modelleri üzerine çalışıyoruz.

Sanatçıların üretimlerini özgürce sürdürmelerini, güvencesizlik koşullarını ve mekan problemlerini aşmalarını sağlayacak sanatçı kooperatifi modelini hayata geçirmek üzere çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Perspektifimiz sanat alanı emekçilerini de kapsayacak ve başka meslek alanlarıyla yan yana gelerek güçlenecek bir karşı-kooperatif hayata geçirmek.

IMG_7073 1979661_1529013860667827_8958092984283724018_n IMG_7112 IMG_7124 gorselkonusmalar_w

IMG_7072

Fotoğraflar: Uğur Çolak

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com