“Yalnız vakit geçirmek sosyal bir problem olarak etiketleniyor”

Processed with VSCOcam with a6 preset

Dokuz yıldır New York’ta yaşayan fotoğrafçı Can Ağaoğlu fotoğraflarındaki duruluk ve sahicilikle bizi etkileyen isimlerden. Instagram onun oyun alanlarından biri. Oradaki fotoğraflar bulunduğu yerin rahatsızlığını da huzurunu da bir arada sergiliyor. Merak ettiğimiz fotoğrafçı sorularımızı yanıtladı.

Can Ağaoğlu gerek fotoğrafçı gerekse web tasarımcısı kimliğiyle mesafe ve duygu anlamında dengenin önemini bilenlerden. Her iki işte de yalınlık önemli onun için.

Yalınlık bazen yalnızlık, bazen fazlalıklardan arınma, bazen gürültünün içine dalıp, sessiz veya coşkulu anları olabilecek en sade haliyle ortaya çıkartmak olarak tezahür ediyor işlerinde.

Ruh hallerini en iyi anlatan fotoğraflarından bir seçkiyi söyleşimizin hemen altında görebilirsiniz.

Gerek web sayfanı, gerekse Tumblr sayfanı inceleyince oldukça net, sade, karmaşıklıktan uzak ama kesinlikle kendine has bir çizgin olduğunu gözlemledim. Kendi sözlerinle fotoğraflarını sen nasıl değerlendirirsin?

Öncelikle teşekkür ederim, bunu sizden duymak büyük mutluluk.

Fotoğraflarımda şu sıralar üzerinde durduğum konulardan bir tanesi şehirdeki karmaşanın ve doğada bulduğum huzurun karşılaştırması. Amacım, bu konuyu islerken inandırıcı ve samimi olabilmek. Fotoğraflarım bazen çok üzücü, bazen çok mutlu olabiliyor. Zıt duygular yüklü fotoğrafları art arda dizerek bu konuyu anlatmaya çalışıyorum.

Diğer bir konu ise yalnızlık. Bu konuyu seçmemdeki amaç, toplumun, yalnız kalmak istemeyi sosyal bir problem olarak etiketlemesi. Genellikle kendi başıma çıktığım gezilerle bu konuya yöneliyorum.

İnsanları hep belli bir aksiyonda çekiyorsun. Yalnız veya kalabalık içinde. Onları doğayla uyum içinde görüyoruz. İnsanı ve doğayı estetize ederken deklanşöre titizlikle bastığın çok belli. Sen ne düşünüyorsun?

Kalabalık içinde çalışırken insanları doğal hallerinde yakalama çabasındayım. Şehirdeyken bu anları yakalamak zor oluyor. Bunun sebebi çoğumuzun farkında olmadan sosyal ortamlarda gardımızı almamız, özellikle etrafta kamera varken.

Kıyafetimiz, saçımızın şekli, makyajımız, vücut dilimiz, kim olduğumuz hakkında dışarıya mesajlar veriyor. Sürekli doğru mesajlar verme çabamız ise başkalarının hakkımızda ne düşündüğünü gereğinden fazla önemsememizden kaynaklanıyor. Bu da hepimiz için oldukça yorucu. Dolayısıyla, Nietzsche’nin deyimiyle, doğa bize aldırmadığından, doğanın ortasında kendimizi rahat hissediyoruz.

Kadrajımı bu gözlem doğrultusunda yapıyorum. Fotoğraf, fotoğrafladığım konu, kişi ve nesneden daha ilginç veya güzel olursa beni tatmin ediyor. O düzeyde fotoğraflar oldukça nadir çıkıyor diyebilirim.

Instagram’da oldukça fazla sayıda takipçin var? Onlara söylemek veya iletmek istediklerin yerini buluyor mu? Sosyal medya hayatını ne ölçüde kolaylaştırıyor diye de sorabiliriz?

Instagram’da şehirdeki kargaşa ve doğada bulduğum huzurun karşıtlığını gösterme çabasındayım. Bu duyguyu yakalamak için şehirde rastladığım mutsuz anları da paylaşıyorum. Bu fotoğraflar, tahmin edersiniz ki, huzurlu fotoğraflarıma kıyasla daha az ilgi görüyor hatta takipçi sayımı büyük oranda düşürüyor.

Buna rağmen, o fotoğraflar olmadan, doğa fotoğrafları paylasan on binlerce kullanıcıdan pek de bir farkım olmadığını düşünüyorum. Takipçi sayımı arttırmaya yönelik fotoğraflar koymak kendimden ve gerçeklikten ödün vermek anlamına gelebiliyor. O yüzden hayal kırıklığına uğrasam da ben anlatmak istediğim konuya yoğunlaşmaya çalışıyorum.

Okuyucularımızın seni daha fazla tanımaları açısından, biraz hayatının kilometre taşlarından söz edelim. Nerede doğdun, büyüdün, okudun? Nerelerde yaşadın ve yaşıyorsun mesela?

Adana’da doğup büyüdüm. Babam belgesel fotoğrafçı olduğu için hep fotoğrafla iç içeydim. Bu sanata ilgim onun sayesinde başladı. Üniversiteyi İstanbul Teknik Üniversitesi’nde okudum. Son senemi New York’ta bitirdim ve oraya yerleştim. Şu anda Brooklyn’de kız kardeşimle yaşıyorum. Fotoğraf çekmenin yanı sıra çeşitli Broadway şovlarının ve müzik gruplarının web sitelerini tasarlayıp geliştiriyorum.

Fotoğraflarındaki yavaşlık ve huzur hayatında ne ölçüde var?

New York gibi hızlı bir şehirde olup yavaş ve huzurlu yasamaya çalışmak akıntıya ters yüzmeye benziyor. Yaklaşık 9 senedir buradayım. Şehrin kanıma girip beni stresli, kızgın ve rekabet dolu bir insana dönüştürmemesine özen gösteriyorum.

Hafta sonları doğa yürüyüşüne çıktığımda zaman zaman şehiri de yanımda götürdüğümü fark ediyorum. Bedenen huzur dolu bir yerde olsam da aklım işimde veya sosyal yükümlülüklerimde olabiliyor. Düşüncelerim burada olmayacaksa ben neden buradayım diye düşünüp kendime gelmeye çalışıyorum.

Anların gerçekliğine ve büyüsüne inanıyorsun, fotoğraflarınla insanları gündelik yaşamın baskısından çekip çıkardığını söylüyorsun. Daha fazla özgürleşmek için nelere ihtiyacımız var sence?

Öncelikle kendimizle barışıp, kendimizi sevmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunu yapabilmek için de kendimizi iyi tanımamız gerekiyor. En doğal halimiz yargıdan uzak olduğumuzda ortaya çıktığı için, yalnız kalabilmek büyük önem taşıyor.

Yaşadığımız toplumun yalnız vakit geçirmeyi sosyal ya da duygusal bir problem olarak etiketlemesi işimizi bir hayli zorlaştırıyor.

Bu önyargıyı aşabilirsek, kendimizi daha iyi anlayabilir ve dolayısıyla sevebiliriz. Başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü daha az önemseriz; zira artık kimse bizi bizim kadar iyi tanımıyordur.

canagaoglu.com

Processed with VSCOcam with a4 preset Processed with VSCOcam with m5 preset Processed with VSCOcam with a6 preset 5 33

 

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com