“Wes Anderson ile çalışmak benim için bir ödüldü”

800x600

The Grand Budapest Hotel filmiyle, gerek Oscar gerekse BAFTA ödüllerinde “En İyi Kurgu” kategorisinde aday gösterilen Barney Pilling, Cut Magazine’in sorularını yanıtladı.

Wes Anderson’ın The Grand Budapest Hotel ile 11 kategoride en çok adaylığı elde ettiği İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi (BAFTA) Ödülleri‘nin sahiplerinin açıklanmasına az kaldı. Oscar Ödülleri’nde de 9 dalda adaylığı bulunan filmin, “En İyi Kurgu Ödülü” adayı Barney Pilling ile konuştuk.

Kariyerine 2002’de 24 Hour Party People filminin lokasyon araştırmacısı olarak başlayan film editörü Barney Pilling, çok geçmeden kendini kurgu işinde bulmuş. An Education (2009) gibi bir dizi karmaşık yapılı hikayelerin olduğu filmler, Kazuo Ishiguro’nun zor ve cesur romanından uyarlanan Never Let Me Go (2010) ve yine bir başka edebiyat uyarlaması olan One Day (2011) gelmiş peş peşe.

Derken Wes Anderson’un dev yapıtı The Grand Budapest Hotel (Büyük Budapeşte Oteli) işi gelmiş. Daha önce Wes Anderson ile çalışmamış olan Pilling, Never Let Me Go‘nun yönetmeni Mark Romanek‘in tavsiyesi üzerine, tek bir Skype görüşmesiyle projeye dahil olmuş.

BAFTA ve Oscar adaylığını kucakladınız. Bize biraz The Grand Budapest Hotel’deki çalışmanızdan bahseder misiniz? (Özellikle Wes Anderson ile çalışma konusunda.)

Doğrusu The Grand Budapest Hotel’de Wes ile çalışmak çok açık bir şekilde kariyerimin en üst noktası oldu diyebilirim. Bu film en büyük “challenge”ı, en büyük baskıyı ve de bugüne kadar içinde yer aldığım projelerin arasında en çok zevk vereni oldu.

Wes film yapma işinde inanılamayacak kadar iyi. Onun filmleri güzel görünümlü ve güzel sound’lu. Mizahını ve duyarlılığını takdir ediyorum, profesyonel ve kreatif olarak katkıda bulunmak bir ödüldü benim için.

Sonradan ‘keşke kesilmeseydi’ dediğiniz herhangi bir sahne oldu mu filmin finalinde?

Yok! Çekilen tüm sahneler öyle veya böyle final cut’ta da oldu. Wes film yapma konusunda her yönden inanılmaz ekonomik birisi. Senaryo öyle olağanüstü ve sıkıydı ki, editing anlamında tamire ihtiyacı yoktu.

Wes Anderson gibi sinematik kahramanlarla çalışmak bir film editörü olarak nasıl bir anlam taşıyor?

Aslında bu sorunun cevabını başta verdim. Ancak spesifik olarak The Grand Budapest Hotel’de çalışmak, işlerini beğendiğim ve hayranlık duyduğum insanlarla beni bir araya getirme fırsatı verdi. Filmin cast’ına baktığınızda, hepsi yıllarca saygıyla izlediğim oyunculardı. Bob Yeoman’ın fotoğrafları harikulade, Alexandre Desplat dahi bir kompozitör, tasarımlar, kostümler… Her bir departman için ayrı ayrı işinin erbabı insanlarla dolu olduğunu söyleyebilirim.

Wes’in bütün bu kreatif elemanların orkestrasyonlarını büyük bir incelikle ve vizyonla gerçekleştirmesini izlemek, bu elemanların bir araya geldiği final aşamasında çalışmak bir editör (kurgucu) için gerçekten heyecan verici. Kaynak malzemenin kalitesi en önemli şeydi benim için.

Film editörlüğü geçmişinize baktığınızda, çalışma ştilinizi etkileyen herhangi bir yönetmen oldu mu?

Filmlerinin kurgusunu yaptığım bütün yönetmenlerin çalışma stilim üzerinde etkisi oldu. Hiçbir film, hiçbir yönetmen bir diğerine benzemiyor. Doğrusu en ufak bir benzerlikleri yok! Bu durumda eğer bir editör olarak değişmezseniz, öğrenmezseniz, adapte olmazsanız ve gelişmezseniz, işi bırakmanız gerek!

Size göre yaratıcı ve güçlü kurgu ne anlama geliyor?

Bu soruyu mantıklı bir değerlendirme içinde yanıtlamak benim için zor. Her bir filmi, her bir sahneyi tazelikle ele almaya çalışıyorum. Sanırım duygusal ve derinlikli bir şekilde kurgulayan biriyim; bu yüzden nitelendirmesi çok zor. Kurgunun görünmez olması gerektiğine sıkı inanan biriyim. Yani iyi veya kötü olarak, eğer kurgu fazla öne çıkıyorsa, o zaman editör bir noktada hata yapmıştır. Seyircinin ilgisi başından sonuna, filmin duygusuna ve hikayeye odaklı olmalı, kurguya değil.

Bir sahneyi keseceğiniz zaman performans ve devamlılık arasında nasıl karar veriyorsunuz?

Ha! Bu sorunun da net bir cevabı yok. Bazı filmlerde estetik açıdan devamlılık bir sorun olabilir. Eğer kamera hareketlerinde zarafet, oturaklılık ve hassasiyet varsa ve bu hareketler hikayenin anlatımının tamamlayıcı unsuruysa, o zaman doğası gereği performanstan ziyade devamlılık daha fazla önem taşıyabilir. Ama böyle bir senaryo iyi bir performansa ihtiyaç duyulduğu durumlardan çok daha enderdir. Kötü bir devamlılık potansiyel iyi bir filmi mahvetmez. Ama kötü performans mahveder. Sanırım sorunun cevabını vermiş oldum!

Film editörü olmayı şiddetle arzulayan birine nasıl bir tavsiyede bulunursunuz?

Çok çok fazla çalış ve eline ne geçerse edit’le. Büyük veya küçük olmasının önemi yok; neyin kurgusunu yapıyorsan yap, o iş bir şekilde seni bilgilendirir ve öğrenme deneyiminin bir parçası olur. Bilgisayarın içini dışına çıkararak öğren. Kulağa basit gelebilir ama teknoloji ne kadar az engelleyici olursa, yaratıcılıkta o kadar özgürleşirsin.

Peki sırada ne var?

Daha yeni “SUFFRAGETTE”yi bitirdim. Yirminci yüzyılın başlarında Londra’da geçen çok güçlü bir film. Korkunç şartlarda yaşayan, sert bir savaşçıya dönüşen sıradan bir kadının hikayesi…

BAFTA En İyi Editing/Kurgu Ödülü Adayları:

Birdman (2014): Douglas Crise, Stephen Mirrione

Whiplash (2014): Tom Cross

The Imitation Game (2014): William Goldenberg

Nightcrawler (2014): John Gilroy

Interstellar (2014): Jinx Godfrey

The Grand Budapest Hotel (2014): Barney Pilling

OSCAR En İyi Editing/Kurgu Adayları:

American Sniper (2014): Joel Cox, Gary Roach

Boyhood (2014): Sandra Adair

The Grand Budapest Hotel (2014): Barney Pilling

The Imitation Game (2014): William Goldenberg

Whiplash (2014): Tom Cross

800x600-1 800x600-2 800x600-3

 

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com