Canım Patricia Arquette ya da Oscar enstanteneleri….

cdn.indiewire

“Birdman” ve “Grand Budapest Hotel” filmlerinin 4’er Oscar aldığı 87. Oscar Ödül törenini seyredemeden uyuyakalanlar aynı zamanda bazı anları da kaçırdılar. İşte gecenin dikkat çeken hal ve gidişleri…

Gecenin sunucusu Barney’e, yani Neil Patrick Harris’e ne demeli?

Neil Patrick Harris’de bir şey var. Bu şey, hem Amerikalıların “he has something” dediği övgüye değer, hem de ne yaparsa yapsın; zıplasın, hoplasın; sanki hiçbir şey onu yıpratmazmış gibi duran haliyle ilgili. Katılmayanlar olabilir ama 41 yaşındaki “How I Met Your Mother”ın yıldızı en başından itibaren gecenin yükünü biraz fazla hafiflikle, hafifletti, tabiri caizse..

Görkemli açılıştaki müzikal “sinema tarihi turu” iyiydi. “Into the Woods” kafasından çıkamayan, Kül Kedisi kostümlü Anna Kendrick ile seyircilerin arasından kalkıp sahneye atlayan Jack Black’in şarkıya eşlik etmeleri neşeliydi.

Harris’in Dana Perry’nin toplumsal bir tabu olarak intihardan bahsettiği konuşmasının hemen ardından elbisesine laf etmesini neşeli bulduğumuz söylenemez. Acaba yine “uzaylılığına” mı vermeli? Sahne arkasında başı kesik tavuk gibi yarı çıplak dolanıp, sahneye donuyla çıkmasının da, en iyi film Oscar’ı alan “Birdman”e gönderme olduğunu anlamakta zorlanmadık, nedense!

Başka neler komikti ya da bu komik miydi?

“Ida”nın en iyi yabancı film Oscar’ını almasının ardından, yönetmeni Pawel Pawlikowski’nin sahnedeki tavırları salonu güldüren kısımlardandı. Ekibinin sarhoşluğundan, oraya nasıl geldiğine inanamadığından dem vuran “kafası güzel” yönetmenin lafı uzatmasından, orkestra dışında kimse şikayetçi olmadı. (Orkestra süreyi aştığı için iki kere uyarı yaptı.)

Geçtiğimiz Oscar töreninde “Nairobi mavisi” Prada elbisesiyle, bu yıl da kendisi için özel olarak tasarlanan, 6000 adet inci işlemeli beyaz Calvin Klein (Francisco Costa) elbisesiyle geceye katılan Lupita Nyong’o yine “yıkılıyordu”. En iyi yardımcı erkek oyuncuyu duyururken “The Artist goes to the Oscar…” şeklinde dili sürçmeseydi, her şey kusursuz olacaktı.

Konuşmalar demişken, canım Particia Arquette…

Hollwood’un en insan kalabilmiş oyuncularının başında Patricia Arquette var desek, yeridir. 12 yılda çekilen “Boyhood”daki rolüyle en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar’ını kazanan Arquette, ödülünü dünyaya çocuk getirmiş tüm anneler adına aldı. Konuşmasında ABD’de kadınlara ve erkeklere maaş eşitliğini talep eden oyuncuyu Meryl Streep’in ayakta alkışlaması görülmeye değerdi.

En duygusal anlara gelmişken…

Wes Anderson sadece çok iyi yönetmen değil, aynı zamanda harikulade bir patron olmalı. “Grand Budapest Hotel”e en iyi kostüm tasarımı ödülünü getiren müthiş kadın Milena Canonero’nun Anderson’dan bahsederken gözlerinin dolması da “insani” anlardan biriydi.

Bir diğer güzel ve duygusal an “Selma” filmiyle alakalıydı. Filmin yönetmeni Ava DuVernay ve başrol oyuncusu David Oyelowo’nun Oscar’a aday gösterilmemesi, film sektöründe ırkçılık tartışmalarını alevlendirirken, en iyi özgün şarkı Oscar’ını alan John Legend’in yüreklendirici konuşması, “Selma”da Martin Luther King’i canlandıran David Owoleyo’nun gözlerini doldurdu…

Sonuç: Daha politik ve daha az neşeli bir Oscar gecesi gerçekleşti ama her zaman olduğu gibi, uykusuz kalmaya değdi diyebiliriz.

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2017 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com