Paris’ten sosyal medyaya, oradan nereye?

12235104_10153806345023982_2733096543578634615_n

Vahşet ve vahşetin soğuk yüzü, Twitter, Facebook ya da Instagram olduğundan beri anında herkese ulaşıyor. Hele söz konusu vahşet Avrupa’nın göbeği, Paris’te yaşanıyorsa. Peki ya ulaştıktan sonra? 

Mesafeleri ortadan kaldıran, uzakta yaşayan akrabaları, dostları bir tıkla yanıbaşımıza getiren sosyal medya, vahşetin görüntülerini de dolaysız, filtresiz bize ulaştırıyor. Tıpkı geçtiğimiz cumayı cumartesiye bağlayan o gecede Paris’te yaşanan bombalamalar ve arkasından gelen ölüm haberleri gibi.

Türkiye’de peşpeşe yaşanan katliamlarda olduğu gibi, Paris’te gerçekleşen bombalamalar da dünyanın her yerinde büyük bir üzüntüye yol açtı. Reaksiyon mekanizmaları derhal devreye girdi. Üzüntüsünü ifade etmek, Fransa ile dayanışma içinde olduğunu göstermek isteyenler profil fotoğraflarını kararttılar ya da Facebook sayesinde “bayraklandılar”.

Ardından farklı sesler yükselmeye başladı. Fransa’da yaşanan bu olay dünyanın bazı bölgelerinde sürekli yaşanıyordu. Facebook neden o ülkeleri görmüyordu; oralardaki hissiyatlar Twitter’da etiketlenip uluslararası ölçekte “trend” olamıyordu?

Bırakın dünyayı, kendi ülkemizde yaşanan katilamlar bile yas tutmaya, üzülmeye, sosyal medya nezdinde ne ölçüde değer buluyor; taraf olmadan, sadece masum sivillerin ölümü olarak değerlendirilebiliyor? Çünkü bazen ölümleri sadece ölüm olarak değerlendirebilmeli, acılar üzerinden prim yapmak, acıları yarıştırmak olmamalı.

Hepimiz olaylar olup biterken, olanlara üzüntüyle ve öfkeyle tepki vermeyi alışkanlık haline getirdik. Sosyal medya sayesinde anında dolaşıma giren görüntüler, kaynakları, tarihleri, çıkış yerleri ve gerçeklikleri pek fazla sorgulanmadan hepimizin “timeline”ında yer buluyor.

Kötülük şahsi ajandalarımızda enstrümanlaştırılarak, kötü olana parmağını doğrultuyor, meydan okuyor. Sindirim ve dolaşım sistemlerimiz, görüşlerimizi dijitalleştirirken düşük kapasitede çalışıyor.

Olayları soğukkanlılıkla değerlendirme, hizaya sokma, analizini yapma yetilerimiz (şayet varsa) tutukluk yapıyor. Önce haykırmak, bağırmak, bizimle aynı görüşte olmayanları yaşanan o sıcak acının gölgesinde kınamak ortak bir reaksiyona dönüşüyor.

Görüş ve tavırlarımız farklılık gösterse de, dijital veya değil, bizi birleştiren en önemli şey çaresizliğimiz aslında. Terör, iç savaşlar, silah üretimi ve satışı, dinin siyasallaşması, kötü politikalar… Tepki duyduğumuz ne varsa gerçek çözüme ulaşsın istiyoruz.

Sosyal medya araçlarını kapatamıyoruz bu yüzden; orada korkumuzu yeniyoruz, orada güçleniyoruz. Aynı görüşte olmadıklarımızla beraber çaresizlikte çoğalıyoruz, güçleniyoruz. İyice kudretlendiğimizi düşündüğümüz durumlarda ise  yargıç görevini üstleniyoruz…

 

About author
Submit your comment

Please enter your name

Your name is required

Please enter a valid email address

An email address is required

Please enter your message

Cut Magazine © 2021 All Rights Reserved

2011 | cut-online.com